Arkadaşım hastanedeydi ve fazla zamanı kalmamıştı. Ondan ayrılmak istemiyordum, onsuz hayatın tadı kalmazdı. Bu yüzden yanına gittim ve onunla konuştum:
— Demek buraya kadarmış kardeş… Hakkını helal et.
— Bak, benim bir fikrim var Karadenizli.
— Ne fikrin var yine, Ankaralı?
— Peki ya seni bilgisayara taksak?
— Nasıl yani?
— Senin aklını bilgisayara koysak diyorum.
— Benim aklım olan bilgisayar dünyayı ele geçirir, Ankaralı!
— Ele geçirir, ele geçirir ama gerçekten sence seni bilgisayara takalım mı?
— Ne gerek var ki kardeş? Beni her yere bilgisayarla taşıyacaklarına, on yıl daha burada kalırım; sonra da cennete giderim, daha iyi.
— Bak, biz seni özleriz. Hem daha gençsin.
— İstemiyorum dedim, Ankaralı! Neden anlamıyorsun?
— Hem bak, internette görecek çok şey var.
— Ne kadar olabilir ki Ankaralı?
— Oyunlar, haberler, yapay gerçeklikler… Her şey var, kardeş.
— Haberler televizyonda da var zaten; bir gün geliyor, ertesi gün gidiyorlar.
— Bu sadece bir kısmı. Bütün bilgiler, herkes, hatta her şey internette. Sen de herkese katılmak istemez miydin?
— Herkesin içinde Almanlar da var mı?
— Boş ver Karadenizli, seni kurtarmaya değmez.
Bu sözlerin ardından arkadaşımın hakkını helal ettim ve barış içinde cennete gitmesine izin verdim.
