Bana soracak olursanız bu sorunun cevabını bulmak için çok eski zamanlara, mesela M.Ö. 200’lere gitmek gerekirdi. İnsanların doğayla uyum içinde yaşadığı, doğanın dengesini bozmadığı o zamanlara…
Bizim bildiğimiz Dünya ya da doğa, aslında gerçek doğa değil. Yeni fikirlere, icatlara ve teknolojilere bağımlı hâle gelmiş bir sistemle karşı karşıyayız. Doğal yaşamın hep bu şekilde olduğunu düşünüyoruz ama bu doğru değil. Ne yazık ki günümüz koşullarıyla gerçek doğayı yeniden canlandırmak ve insanlara onun ne olduğunu göstermek pek mümkün değil.
Doğanın dengesinin bozulmadığı zamanlarda, küresel ısınma ya da türlerin yok oluşu gibi problemler yoktu. İnsanlar doğaya daha az müdahale ediyordu. Ancak toplum geliştikçe, farkında olmadan doğayı yok ediyoruz. Onu yeşertmek yerine solduruyor, kuraklığa ve yalnızlığa terk ediyoruz.
Bazı insanlar, Dünya düzelmezse Mars’a taşınmayı öneriyor. Bu fikir kulağa mantıklı gibi gelse de gerçekte uygulanabilirliği son derece zor. Çünkü Mars’ta bir kişinin günlük su ve besin ihtiyacının yarısını bile karşılayabilecek bir sistem henüz yok. Tüm insanlığın başka bir gezegene göç etmesi, Dünya üzerindeki yaşamı durdurmak ve insanları adeta sürgüne göndermek anlamına gelir. Dahası, insanlar Dünya’dan tamamen giderse havadaki karbondioksit miktarı azalacak ve bu durum bitkilerin verimsizleşmesine yol açacaktır.
Ancak doğa kadar insanlığın da kendi içinde çözmesi gereken büyük sorunları var. Eşitsizlik, açlık çeken çocuklar, beyin göçü, tükenen fosil yakıtlar, artan işsizlik oranları… Bu liste uzayıp gider. Tüm bunlar, insanlık için önemli dersler barındırıyor.
Peki, tekrar şu soruyu soralım: Sizce gerçekten sorun doğada mı, yoksa insanlarda mı? Doğayı biz mahvetmedik mi? Onun özgürlüğünü biz kısıtlamadık mı?
