Sabahın erken saatlerinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile Çankaya Köşkü’nde buluşuyorum. Güne, onun her zaman yaptığı gibi erken başlıyoruz. Atatürk, kahvesini yudumlarken bana günün planlarını anlatıyor. Önce Anıtkabir’in inşa edileceği alanı ziyaret edeceğimizi, ardından Cumhuriyet’in gelişimiyle ilgili bazı önemli belgeleri inceleyeceğimizi söylüyor.
Köşkten çıktığımızda, sabahın serin esintisi yüzümüze çarpıyor. Arabaya biniyor ve sessiz bir yolculuk yapıyoruz. Yol boyunca Atatürk, İstanbul’dan Ankara’ya taşınma sürecini ve Cumhuriyet’in ilk yıllarında yaşanan zorlukları anlatıyor. Onun anlatımındaki tutkuyu ve ülkesine duyduğu sevgiyi hayranlıkla dinliyorum.
Anıtkabir’in planlanan alanına vardığımızda, Mustafa Kemal Paşa bir an duruyor ve derin bir nefes alıyor. Ona, nasıl bir anıt düşündüğünü soruyorum. “Burası halkın gelip geçmişine sahip çıkacağı, bağımsızlığımızı hatırlayacağı bir yer olmalı,” diyor. O an, Cumhuriyet’e olan inancını ve halkına duyduğu güveni bir kez daha hissediyorum.
Öğle saatlerine doğru Çankaya Köşkü’ne geri dönüyoruz. Atatürk’ün en sevdiği yemeklerden biri olan kuru fasulye ve pilav eşliğinde yemek yiyoruz. Sofrada sohbetimiz daha da derinleşiyor. Eğitim reformlarından, kadın haklarından ve kalkınma planlarından bahsediyor. Ona, ileride Türkiye’nin nasıl bir yer olacağını düşündüğünü soruyorum. “Eğer halkım bilim ve akılla ilerlerse, bu ülke büyük bir medeniyet olur,” diye yanıtlıyor.
Yemekten sonra, Atatürk’ün kütüphanesine geçiyoruz. Raflarda sayısız kitap var. Bana, özellikle dünya tarihine dair kitaplar okumanın öneminden bahsediyor. Kendi notlarını içeren birkaç belgeyi gösteriyor. Gelecek nesillere aktarmak istediği fikirleri görmek beni derinden etkiliyor.
Akşam saatlerinde, biraz dinlenmek için bahçeye çıkıyoruz. Gökyüzü kızıllığa bürünmüşken Atatürk, mandolin çalan bir askeri dinleyerek sigarasını yakıyor. O anın huzuru, içinde bulunduğumuz tarihi atmosferle birleşiyor.
Gün sonunda, bana son bir öğüt veriyor: “Her zaman sorgula, düşün ve üret. Ülkeni ileri götürecek olan sensin.” Bu sözler kulaklarımda yankılanırken, ona teşekkür edip vedalaşıyorum.
Bu unutulmaz günü, Atatürk’ün bilgeliği ve ileri görüşlülüğüyle dolu anlarla tamamlamış olmanın gururunu taşıyorum.

