Bu kızın adı Gönül. Şu anda müdürün odasındaydı. Odadan çıktığında yüzünde kocaman bir mutluluk vardı. Bir baksanıza Gönül’ün boynuna! Boynunda bir yaka kartı asılıydı. Kartın üzerinde ne yazdığına bakalım: “Barış Elçisi.”
Hım… Şimdi hatırladım. Sınıfta bir kavga ya da küslük olduğunda insanları barıştırmak ve sorunları çözmek Gönül’ün göreviydi. Bu kart da o görevi temsil ediyordu. Bir dakika! Kartın arkasında bir yazı daha var: “Yurtta sulh, cihanda sulh!” Gönül, Atatürk’ün bu sözünü kendine rehber edinerek çok başarılı bir barış elçisi olmuştu. Ayrıca Atatürk’ün ne kadar barışçıl bir insan olduğunu da öğrenmişti.
Yaz gelmişti. Gönül o gün okuldan pek çok güzel macera yaşayarak dönmüştü. Ertesi sabah uyandı, üstünü giyindi ve kahvaltı sofrasına oturdu. Tam o sırada annesi büyük haberi verdi:
“Çocuklar, bugün birlikte Anıtkabir’e gideriz diye düşündük,” dedi.
Gönül’ün kardeşi Enis ise hemen itiraz etti: “Anne, lütfen bugün lunaparka gidelim!”
Ancak annesi bunun mümkün olmadığını, Atatürk’e olan saygılarını göstermek için Anıtkabir’e gitmeleri gerektiğini söyledi. Gönül bu fikre çok sevindi. Hemen sitelerinin yanındaki çiçekçiye gidip bir zeytin dalı aldı ve eve döndü.
O gün Gönül ve ailesi Anıtkabir’e gittiler. Gönül, barış elçisi olarak örnek aldığı Atatürk’ü ziyaret etmenin gururunu yaşadı.
