Atatürk ve Ben

Sabah uyandım. Huzurlu bir sabahtı. Okula hazırlanıp evden çıktım. Genelde kimsenin olmadığı tenha bir sokaktan yürümek zorundaydım. Tam yürürken iki metre boylarında bir su baloncuğu gördüm. Zaten dar bir sokaktı, içinden geçmek zorunda kaldım. Birden yükselmeye başladım ve etraf hızla değişmeye başladı. Baloncuğun içinden bir ses çıktı ve şöyle dedi: “Nereye gitmek istiyorsun?” Ben de “Atatürk’ün zamanına.” dedim.

Kendimi Ankara’da bir evin bahçesinde buldum. Birden Atatürk kapıdan dışarı çıktı. “Merhaba çocuğum, adın nedir?” dedi. O kadar utanmıştım ki ismimi kekeleyerek söyledim: “Bi… bil… Bilge.”
“Ne güzel ismin varmış öyle.” dedi. O sırada elimdeki telefonu gördü. “O ne, Bilge?” dedi.
“Cep telefonu.” dedim. “Paşam, bu yüksek bir teknoloji. Bunu istediğin yere götürebilirsin. Fotoğraf çeker, istediğin kişiyi arar hatta video bile izleyebilirsin. Bunun gibi başka teknolojik eşyalar da var yanımda.” dedim.

Çantamdan tablet ve dizüstü bilgisayarımı çıkardım. “Bunların nasıl yapıldığını öğrenirsek bütün bu teknolojik eşyaların fabrikalarını kurabiliriz. Gayet güçlü bir ülke olabiliriz.” dedim. Atatürk telefonu alıp dokunarak inceledi. Ardından bütün mühendisleri çağırdı. Bilgisayarın çipini açtık, inceledik. Ben Atatürk’e “Rica etsem bu teknolojiyi herkese öğretip tüm Türkiye’ye dağıtır mısınız? Böylece güçlü bir halk oluşur.” dedim.
Atatürk “Tamam Bilgeciğim, sağ ol.” dedi.
“Yalnız” dedim, “bu bilgisayarlar, tabletler, cep telefonları internet ile çalışıyor. Bir internet ağı kurabilirseniz hepsi çalışır.”

O sırada yavaş yavaş etrafın değiştiğini gördüm. Yeniden o sokaktaydım. Baloncuk kaybolmuştu. Caddeye çıkınca gözlerime inanamadım. Kafamın üstünden büyük bir drone geçti, içinde dört kişi vardı. Etrafa baktığımda gökyüzü dronlarla doluydu. Yanımdan bir robot geçti ve bana “Günaydın!” dedi. Okula geldiğimde Atatürk heykelini gördüm. Yanında bir çocuk heykeli vardı; tıpkı bana benziyordu. İçim sevinçle doldu.

(Visited 5 times, 1 visits today)