ATATÜRK VE BEN

Bir sabah uyandığımda kendimi 1891 yılında buldum. Bu, hep hayalini kurduğum ama asla gerçekleşmeyeceğini düşündüğüm bir şeydi. Fakat olmuştu — gerçekten 1891 yılındaydım!

Hep bu yıla gitmek istememin nedeni, Mustafa Kemal Atatürk’ün çocukluğunu görmekti. Onunla tanışmak, oyunlar oynamak ve bir dahinin küçük yaşlardaki hâline tanıklık etmek inanılmaz bir deneyim olurdu.

Ve işte o an geldi! Karşımda, altın sarısı saçları ve gök mavisi gözleriyle Mustafa Kemal duruyordu. Ablası Makbule ile birlikte mısır tarlasına zarar veren kargaları kovalıyorlardı. Dayanamadım, hemen yanlarına koşup yardım etmek istediğimi söyledim. Saatlerce birlikte oyun oynadık, güldük, koştuk.

Bir süre sonra Zübeyde Hanım seslendi “Çocuklar, hadi yemeğe!” Hep birlikte sofraya oturduk. Yemekler harikaydı, sohbet çok güzeldi. Mustafa Kemal çok nazik, sevecen ve espriliydi. Kaç çocuk benim yerimde olmak isterdi kim bilir…

Büyüdüğünde yoktan bir millet var edecek, bir ülkeyi yönetecek bu çocuk o kadar azimli ve çalışkandı ki ailesinin onunla gurur duymaması imkânsızdı.

Tam o anda, annemin sesiyle irkildim: “Derin, sabah oldu, hadi uyan!”
Gözlerimi açtığımda her şeyin bir rüya olduğunu fark ettim. Ama bu, hayatımın en güzel rüyasıydı…

(Visited 9 times, 1 visits today)