Eğer insanlar duygularına göre renk değiştirse renk değiştirmelerinin hem olumlu hem olumsuz yönü çoktur. İşte bu makalede ise insanlar duygularına dayalı renk değiştirse ne olurdu sorusunun hem olumlusunu hem olumsuzunu konuşacağız. Öncelikle olumlu yönlerinden bahsedelim. Bir insanın duygularını görmek karşımızdaki kişiyi daha iyi anlamamızı sağlar ve dünya çapında empati duygusunun hissedilişi ciddi bir rakamda artar. Bu duyguları görmek insanı yüzlerce hatta binlerce kavgadan korur. Bir şey söyleyince karşıdakinin alınıp alınmadığını, kırıldı mı üzüldü mü mutlu mu diye görmek biriyle yaşayacağın sohbetin kaderini değiştirebilir aslında. Karşınızdaki kişiye bir şey dediniz ve normal hayatta buna alınıp gülüp geçmiş olabilir fakat böyle bir dünyada karşımızdakinin sınırını bilerek ona göre şakalr yaparak sağlıklı bir arkadaş ilişkisi sürdürülebilir. Olumsuz yanlarını konuşmadan önce bir de bu durum bizi nasıl etkilerdi ona bakalım. Nasıl bu karşımızdakini daha iyi anlamamıza yardımcı oluyorsa, aynı şekilde bizim de karşımızdakiler tarafından nasıl anlaşıldığımız olumlu bir yönde etkilenir. Bu his insanın içini rahatlatır ve başkaları tarafından anlaşılmak güzel hissettirir elbet. Tabii ne yazık ki bu durumun bi o kadar olumlusu varsa bir o kadar hatta daha da fazla olumsuz etkisi vardır. Şimdi, şöyle düşünmek lazım. Hayal edin kendinizi berbat bir gün geçirdiniz. Streslisin, sinirin bozuk, öfkelisin, üzgünsün. Bütün duyguları aynı anda yaşıyorsun. Her renk gözükür halde ama hiçbiri neşe saçan bir renk değil. Durgun ve karanlık. Yürüyorsun dışarıda koridorda herhangi bir yerdesin ve insanlar durup sana bakıp fısıldaşıyorlar. İnsan kendini iğrenç hisseder. Tanımadığı kişiler sanki uzaylıymış gibi dik dik bakıp yargılasa, ben olsam eve gider oturup ağlardım. Bir olumsuz yanı daha ise şu ki, sabah uyandınız gittiniz okuldasınız ya da iş yerinizdesiniz. Çok mutsuzsunuz fakat bunu göstermek istemiyorsunuz ve güler bir yüzle herkese selam veriyrsunuz fakat sonra renginize bakıyorlar ve masmavi biri duruyor karşılarında. Burda maviyi üzgün olarak aldım çünkü Ters Yüz adlı filmde öyle gösteriyordu. Neyse devam edelim evet sizi görüyorlar ve sen güler yüzünle noldu arkadaşlar derken şakalar yapmaya devam ediyorsun ama senin renginin farkındalar. Ortam bi anda sessizleşiyor ve sen yine utanç verici bir durumda bulunmuş oluyorsun. Ayrıca da böyle bir şey olsa insanların psikolojik durumlarını bile gösterebilir, mental olarak yerinde olmayan insanları daha da hast aedebilir ve ruh halini her gün geçtikçe çürütebilirdi.
Devamını okuYazar: SARP GÜRBÜZ
TEMPOLU BİR YAŞAM
Ben, yetişkin hayatımı bir metropolde geçirmek isterdim çünkü sürekli olan şehrin canlılığı, hareketi ve dinamizmi bana kişisel ve profosyonel açıdan iyi geleceğini düşünmüşümdür ve düşüncelerim hep bu yana olmuştur. Metropol hayatı dediğimiz şey tam olarak şudur aslında: Metropol hayatı sürekli hareketin ve yoğun temponun hiç durmadığı büyük şehir yaşamıdır. İnsanlar işe, okula ve günlük işlerine yetişmeye çalışırken şehir de adeta hiç uyumaz. Eğlence, eğitim ve iş açısından birçok farklı fırsat sunması şehirde yaşamayı eğelenceli hale getirir. Trafik, kalabalık ve gürültü kimi zaman yorucu olsa da metropolün enerjisi ve sunduğu imkanlar bu yaşamı tercih etmek için güçlü sebeplerdir. Metropol şehirlerin en iyi örneği bence İstanbuldur. Trafik çok fakat bir o kadar yoğunluğu yorucu ve sinir bozucu olsada butarz şehirlerde insanı hayatta ve tempoda tutan şey ise tam olarak kendisidir. Ankara da bir o kadar öyledir. Sabah ve iş çıkışı olan o yoğunluk hiç azalmaz özellikle alışveriş merkezlerinin yakınlarında böyledir bu. Bunu seçmemin en asıl sebebi ise benim zaten bu yaşam tarzını sevsem de sevmesem de hayatım boyu bu tempoda aynen yaşadım ve yaşamaya da devam edeceğim çünkü ister istemez kafanı oyunun içinde tutuyo ve işine gücüne odaklanmanı o şehirin trafik stresi hayatta tutuyo işte tam olarak. Şimdi ise gelelim ve neden sakin bir kasaba hayatı yaşamak istemem onu konuşalım ve açıklayayım. Herkes daha önce köye gitmiştir diye tahmin ediyorum ve evet biliyorum kasaba ve köy farklı fakat benim için benzer hatta aynı anlamı taşımaktalar. Sıkıcı, ıssız, boş ve yaşlı dedelerin okey masaları olan kahvehane olduğu gibi bir genelleme aklıma oturdu çümkü gerçekten öyle bence. Ailemede halen düğünler için ya da herhangi bir kutlama için köye gidilir ve oradaki kocaman yerde yapılır. Hep çok sıkılmışımdır her gittiğimde ayrı bir bunalıma girmişimdir ve can sıkıntısından patlayacak duruma gelmişimdir hep genelde. Çocukluğumdan beri hep zaten bir şekil eğelenceli bir parti etkinlik yapma taraftarı olmuşumdur. Sonuç olarak, metropol hayatı zorluklarına rağmen kişiye sunulan sonsuz imkanlar ve gelişim fırsatları sunan yorucu fakat kesinlikle neşe dolu bir yaşam biçimidir. Yoğun tempo bazen insanı strese soksa da, sunduğu sosyal, kültürel ve mesleki çeşitlilik hayata değer katar. Metropol, kalabalık, ve büyük bir şehirde yaşayan birisi, hem kendini keşfetmeye hem de hedeflerine ulaşmaya bir adım yaklaşmaya daha çok şansıbulur. Bu nedenle metropol yaşamı her gün gözüm kapalı ve bir saniye dahi düşünmeden tercih ederdim.
Devamını okuYaşanılabilir Bir Dünya
Yaşanabilir bir dünya nasıldır? İşte ben de bunu yazıyorum ki benim açımdan yaşanabilir bir dünya nasıldır onu betimleyeceğim. Öncelikle, yaşanabilir bir dünyanın bazı […]
Devamını oku