Belki Yarın Bir Mucize Olur

    Güne yine kardeşlerimin ağlama sesleriyle başladım. Her sabah olduğu gibi karanlıktı hava. Alıştım artık, karanlık havalarda uyanmaya. Ağzım kuru, zihnim bulanıktı. Etrafta duyduğum sesler boş bir bidonun içine bağırdığımdaki gibi geliyordu. Annem her gün olduğu gibi yorgun görünüyordu. Gözleri kıpkırmızıydı. Ona da hak vermek lazım, bir evde 7 çocuk kolay değildi. Fakat bugün onda bir farklılık var, normale göre daha telaşlı duruyordu. Kardeşlerimden bazıları büyüklerinin paçalarına tutunmuş ağlıyor, bazısı da sessizce oturup olan biteni izliyordu.

   Acele etmem lazımdı. Güneş aydınlanmadan suya ulaşmalıyız. Hava henüz serinken su bulmak için arayışa çıkmak gerekir. Çünkü güneş yükseldikçe hem sıcaklık artar hem de susuzluk. Açlık beni uyuşturmuştu. Yeterince suyumuz olmadığı için babam artık tarımla uğraşamıyor. Zamanla yemekten de uzaklaşıyorum. Önceden midemin yerini hissedebiliyordum. Artık onu da hissedemiyorum. Kafamın içerisindeki derinliklere dalmışken kardeşlerimin sarı plastik bidonlarımızı aldığını gördüm. Sabahları sık gittiğimiz su kaynağı köyümüzden sadece birkaç kilometre uzakta. Oraya ulaşmamız genellikle 1-2 saati buluyor. Yol boyunca rahat etmek için uyuyan kardeşlerimden birini sırtıma aldım. Aldığım gibi de kapıdan dışarı attım kendimi. Hızlı adımlarla yürümeye başladım. Ayaklarıma taşların battığını hissediyorum. Hatta batan taşların, otların açtığı yaraların kanadığını bile hissediyordum. Su kaynağı bazen bir kuyu, bazen küçük bir gölet olur. Her zaman gölet bulacak kadar şanslı olamıyoruz. Suyumuz çoğu zaman temiz değil, ama başka seçeneğimiz yok. Gölete ulaştığımız zaman kardeşim uyandı. Artık daha hızlı davranmam gerekti. Bidonuma suyu doldurabildiğim kadar doldurdum.

   Eve ulaştığımda öğlen olmuştu çoktan. Annem bulduğu biraz unla ince bir lapa yaptı.Kardeşlerimle aynı tabağı paylaştığımız için genelde benim payıma pek bir şeyler düşmüyor, tıpkı bugün de olduğu gibi. Midem biraz doldu ama hemen acıktım.Ben de diğerleri gibi okula gitmek isterdim ama karnım açken ders dinleyemiyorum. Zaten gitsem bile evdekilere yardım etmem gerektiğinden geride kalacaktım. Duyduğuma göre bazen öğretmen de okula gelmiyormuş, çünkü o da tarlada çalışıyor.Fark ettiniz mi? Öğretmenler demedim, çünkü buradaki okulda sadece bir öğretmen çalışıyor. Malum, şartlarımız belli. Okula gittiğim zamanlarda edindiğim bir arkadaşım var, onun adı Musa. Geçen hafta yardım kamyonundan bir torba pirinç almış. “Keşke bizim köye de gelse…” diye düşündüm.

   Güneş batarken gökyüzü turuncuya döndü. Dalmıştım, yorgunluktan günün ne kadar hızlı geçtiğini algılayamayacak kadar yorgundum. Bu saatte hep dua ediyorum: “Tanrım, yarın yağmur yağsın.” Çünkü yağmur yağarsa toprağımızda mısır büyür, aç kalmayız. Tanrı bazen sesimi duyuyor, dualarıma cevap veriyor; bazen de duymuyor, cevapsız kalıyor isteklerim. Yine de beni duyduğundan eminim. Bugün akşam yemeği yok. Annem, “Yarın bir şeyler buluruz.” dedi. Aç yatmak elbette zor, ama kardeşlerim yanımda uyuyunca kendimi biraz güvende hissediyorum.

    Bazen hayal kuruyorum. Kocaman bir okulda, karın tok bir şekilde ders yaptığımı görüyorum. Benim hayalim, büyüyünce bir öğretmen olup köyümdeki çocuklara okumayı öğretmek. Belki o zaman kimse aç kalmaz. Herkes karnı tok bir şekilde uyur.

   Bugün yine açım ama hala umutluyum. Çünkü bir gün, belki yarın, bir mucize olur.

(Visited 4 times, 1 visits today)