Beyin Dalgası A.Ş.

Bir sabah uyandığımda herkesin iç sesini duyabildiğimi fark ettim. Başta her şey olması gerektiği gibiydi ve yine geç kalmıştım. Alarm çalmıştı ama ben rüyamda hâlâ pazartesiyi reddediyordum. Yüzümü yıkarken banyodaki aynaya baktım ve babamın iç sesini duydum.

“Bu çocuk kesin bir şeyler çeviriyor. Ya işsiz kaldı ya da gizli ajan falan oldu. Bu kadar geç kalkmak normal değil.”

“Hayır, baba. Çalışıyorum hâlâ.” dedim.

Yüzüme boş boş baktı. Şüpheyle yumurtasını çevirdi. Meğer o sabah benim beynimde “gizli antenler” açılmış. İnsanların iç sesleri artık doğrudan kulağıma geliyordu.

Bu arada ben bir muhasebe şirketinde değil, resmen bir düşünce lunaparkında çalışıyormuşum, o gün anladım.

Başta havalı sandım. Sonuçta kimin ne düşündüğünü bilmek fena fikir değildi. Ama ofise adım attığımda beynim, düşüncelerle boğulmuş küçük bir sandal gibi çırpınmaya başladı.

Kapıdan girdim, resepsiyondaki Aslı dışarıdan gülümsedi:

“Günaydın!”

İç sesi ise bambaşka bir şey diyordu. “Bu yine geç geldi. Yine gülüyor. Kesin kahvaltıda poğaça yedi. Yarısını da cebine saklamıştır kesin. Bakayım, evet! Hâlâ kırıntı var.”

Haklıydı. Sabah bitiremediğim poğaçanın yarısı sol cebimdeydi. Asansöre bindim. İnsan Kaynakları’ndan Furkan Bey vardı. Dışarıdan nazik, içten yanmalı motor gibiydi.

“İstifa eden beşinci kişiyi de uğurladık. Nöbetleşe psikoloğa falan mı gitsek acaba?”

Ayşe de oradaydı. Dıştan güler yüzlüydü ama iç sesi homurdandı:

“Yine aynı asansör. Yine aynı suratlar. Acaba CEO olsam ilk kimi kovarım?”

Bizim kata çıktım, beyin orkestramız hazırdı. Serkan karşı masada gözlerini ekrana dikmişti. “Sabah sabah mail yağmuruna tutulduk yine,” dedi.

İç sesi ise başka bir âlemdeydi:

“Eğer bu ay da zam yapmazlarsa, marangozluk kanalıma başlıyorum. ‘Çiviyle Hayat’ çok iyi bir isim bence.”

Diğer yanda online toplantılarda arka planı hayalindeki tatil yerleri olan Gülşah derin düşüncelere dalmıştı.“Dün pijamayı değiştirmeden kamerayı açtığımı anlamışlar mıdır acaba? Güneşlik açıktı, ışık kurtarmıştır herhalde.”

Karşı masadan Poyraz bakıyor. “Acaba bu çocuk kahveye gidince bana da getirir mi?”.

Hemen kalktım. “Poyraz, sana da kahve alayım mı?”

Gözleri parladı. İç sesi:

“Vay be… Sen var ya, harikasın. Umarım şeker de koyar.”

Toplantı saati geldi. Okan Bey projeksiyonu açtı, “Arkadaşlar bu dönemki hedeflerimizi değerlendireceğiz.” dedi.

İçinden geçenleri duyduğumda kendimi gülmemek için zor tuttum:

“Sunum geçen seneden ama kimsenin fark edeceği yok. Zaten dinleyen de yok. Ben de az sonra hayalî pizzamı yiyeceğim.”

Yanımdaki Tuna’nın kafasıysa bambaşka bir evrende:

“Bu yazıcı bana sinirli. Dün üç sayfa bastım, ikisi Japonca çıktı. Bu savaş kişisel.”

Herkes ciddi ciddi not alıyor gibi görünüyordu. Ama iç sesler?

“İnşallah sunum dosyası açılmaz.”

“Acaba pizza mı söylesem, salata mı?”

“Bu adam 10 dakikadır bir şeyler geveliyor ama benim hâlâ ne anlattığı hakkında tek bir fikrim bile yok.”

“Bu yazıcı kesin bana taktı. Dün bastığım evrakları hatırlıyor olmalı. Psikolojik savaş başlatıyor.”

Yazıcıya bak arkadaş, herkese kin tutuyor!

Öğle arası geldi. Kantinde çorba içilirken düşünceler havada uçuşuyordu:

“Bu çorba neden fosforlu? Limon mu, radyasyon mu?””

“11 nohut koymuşlar. Geçen hafta 14’tü. Bizi küçümsüyorlar.”

“Pilavdan hafif elektrik çarpması geliyor. Doğal mı bu?”

Yemekten sonra Poyraz’a döndüm. “Kahveni şekerli seversin, değil mi?”

Bana şüpheli bir şekilde baktı ve “Bu çocuk ya beni takip ediyor ya da telepatik güçleri var. İkisi de kabulüm.” diye geçirdi içinden.

İş çıkışı herkes son enerjisini gün sonu ofis dedikodusuna harcıyordu. Peki ya ben? Ben zihinsel bir müzik festivalindeydim. Bütün frekanslar birbirine karışıyordu. Herkesin içinde bir senaryo dönüyordu.

Kendi iç sesim bile benden kaçmak istiyor:

“Kapat şu antenleri, beynim zonkluyor!”

Ertesi sabah uyandım. Sessizlik. Tatlı mı tatlı bir sessizlik. Sadece kendi düşüncelerim.

Her hafta olduğu gibi işe gitmek için durakta bekliyordum, bir köpekle göz göze geldim.

Zihnimde ise bir ses yankılandı:

“Bu insan sosis verir mi acaba?”

Sanırım yine başlıyoruz. Bakalım bugün yazıcı kime savaş açacak.

(Visited 12 times, 1 visits today)