Günün yorgunluğuyla karışık bir huzursuzluk vardı içimde. Her şey normal başlamıştı oysa… Sabah kahvemi içerken hiçbir şeyin ters gideceğine dair bir işaret yoktu. Ta ki o telefon çalana kadar. Arayan hastanedendi. Babamın kalp krizi geçirdiğini, acilen gelmem gerektiğini söylediler. O an zaman durmuş gibiydi. Koşar adım çıktım evden. Trafik, her zamankinden daha yoğun, insanlar daha da yavaş gibiydi. Elim direksiyonda, gözüm ışıklarda, aklım babamdaydı. Kalbim sanki göğsümden çıkacak gibiydi. Saniyelerle yarışıyordum, bir mucize gerçekleşse dediğim o anda… önümdeki bütün arabalar çekildi sanki. Kırmızı ışık yeşile döndü, yol açıldı. Şaşırmıştım ama durmadım, bastım gaza. Hastaneye vardığımda zamanla yarışta olduğumun ne kadar gerçek olduğunu anladım. Doktorlar, tam da benim geldiğim dakikalarda müdahale ettiklerini, birkaç saniye daha gecikse hayatta tutamayacaklarını söylediler. Babam yoğun bakımdaydı ama hayattaydı. O mucize gerçekleşmişti. O günden sonra hayatın kıymetini daha çok anlamaya başladım. Her şeyin bir anlık olduğunu, sevdiğin birini bir saniyede kaybedebileceğini… Babam gözlerini açtığında elini tuttum, “Geldim baba,” dedim, gözyaşlarıma engel olamadan. Zamanın kontrolümüzde olmadığını ama duanın, umudun ve kararlılığın bir şeyleri değiştirebileceğini gördüm. Ve o gün, mucizelere bir adım daha inandım.
Bir Anın Hikayesi
(Visited 20 times, 1 visits today)
