Sabah gözlerimi açtığımda güneş çoktan yükselmişti ama içim hâlâ karanlık gibiydi. Karnım yine gurulduyordu. Annem “Bugün biraz yemek buluruz inşallah.” dedi ama sesi pek umutlu değildi. Küçük kardeşim ağlıyordu, o daha açlığa dayanamaz. Keşke ona biraz daha yiyecek verebilsem.
Köyün yakınındaki su kuyusuna doğru yürüdüm. Yol toz topraktı, ayaklarım acıyordu. Suyu görünce sevindim ama su çok azdı ve bulanıktı. Yine de içmek zorundaydık. Su kabımı doldururken “Keşke okula gitseydim bugün.” diye düşündüm. Öğretmenim hep “Hayalleriniz büyük olsun.” derdi ama aç karnına hayal kurmak biraz zor oluyordu.
Öğleden sonra annemle tarlaya gittik. Toprak çok kuruydu, yağmur gelmeyince ürünler büyümüyor. Bir şeyler toplamaya çalıştık ama neredeyse hiçbir şey yoktu. Güneş tepemdeydi, başım dönmeye başladı. Bir an yere oturup dinlendim. “Bugün de böyle geçecek galiba.” dedim kendi kendime.
Akşam olunca hepimiz ateşin etrafında oturduk. Biraz pirinç bulduk, annem pişirdi. Azdı ama en azından bir şey yedik. Gökyüzündeki yıldızlara bakarken “Belki yarın daha iyi olur.” diye dualar ettim. Belki bir gün gerçekten doyarım, okula giderim ve hayatım değişir. İşte benim günüm böyle geçti.
