Bir cumartesi sabahıydı. Her zamanki gibi sıradan bir güne uyandığımı zannediyordum. Saat dokuz civarı kalktım; yalnız yaşadığım için hemen kendime bir kahvaltılık gevrek hazırlayıp televizyonun başına geçtim. Türkçe bir haber kanalı açmak isterken yanlışlıkla bir hane fazla tuşladım ve daha önce hiç izlemediğim Hintçe bir kanala denk geldim.
Açtığım an kulaklarıma inanamadım; televizyondaki her şeyi anlayabiliyordum. Şaşkınlıkla hemen başka bir kanala geçtim, bu seferki Fransızcaydı ama onu da sanki ana dilim gibi anlayabiliyordum.
Hiç oyalanmadan arkadaşlarımı arayıp dışarı çağırdım. Bir kafede buluştuğumuzda onlara olan biteni, bu tuhaf “dil anlama” meselesini sordum. Önce neyden bahsettiğimi anlamayıp yüzüme boş boş baktılar. Durumu tekrar anlattım, yine anlamadılar; sanki saçmalıyormuşum gibi davranıyorlardı. Tam pes etmek üzereyken yan masamızdan Alman turistler geçmeye başladı. Turistlerin kendi aralarındaki konuşmalarını ben zaten anlıyordum ama o an bir şey oldu; arkadaşlarım da konuşmalara kulak misafiri olup birbirlerine baktılar. Onların da turistleri anladığını fark ettiğim an, haklı çıkmanın verdiği o gurur ve kıvançla arkama yaslandım.
Tam özür dileyeceklerini ve başından beri haklı olduğumu söyleyeceklerini beklerken, masaya ağır bir sessizlik çöktü. Hiçbir şey demediler. O an olayın sadece benimle ilgili olmadığını, durumun ciddiyetini kavradım. Kendimi haklı çıkarmaya o kadar odaklanmıştım ki, bunun ne anlama geldiğini unutmuştum. Hızlıca kendime geldim ve bunu çözmemiz gerektiğini söyledim.
Arkadaşlarım hâlâ şoktaydı. İçlerinden biri, 2072 yılında olduğumuzu ve bu tarz bilimsel sıçramaların yaşanmasının artık normal karşılanması gerektiğini savundu. Bu bana çok saçma geldi. Herkesin beyni kendi kafatasının içindeydi ve böyle bir şey mümkün olsa bile, bir gecede 21 milyar insanın beynine müdahale etmek imkansızdı. Üstelik hiçbir hükümetten resmi bir açıklama da gelmemişti.
Gruptaki ikinci arkadaşım hâlâ olayın şokuyla susarken, dedektif olan ve aramızda yaşça en büyük olan üçüncü arkadaşım Jack, yavaşça piposunu söndürdü. Piposunu ceketinin iç cebine koydu, öne doğru eğilip kollarını masaya yasladı ve kararlı bir sesle, “Bu işi kimin yaptığını bulalım,” dedi.
Masada yeniden bir sessizlik oldu. Diğer iki arkadaşım bu teklifi ciddiye almayıp gülerek reddettiler. Ardından tüm gözler bana döndü; Jack aynı soruyu bana sordu. Kısa bir sessizlikten sonra kabul ettim. Herkes çok şaşırdı ve bu “deliyle” “deli” olmamam gerektiğini söylediler. Ne kadar dil dökseler de kararımdan vazgeçmedim. Jack; yarın sabah yola çıkacağımızı, bazı bağlantıları olduğunu ve sakın geç kalmamamı söyledi. Ardından herkes evlerine gitmek üzere dağıldı.
Eve gidip kendimle uzun bir iç hesaplaşma yaşadıktan sonra, verdiğim sözden dönmemem gerektiğine karar verdim ve bir daha hiçbir şeyin aynı olmayacağı o yeni güne uyanmak üzere uykuya daldım.
Sabah saat 6 civarı kalkıp her zaman yaptığım gibi işe gitmek yerine bu sefer Jack ile sözleştiğimiz ağacın altına gittim. Jack benden önce gelmişti ve her şeyi hazırlamıştı, hiçbir detayı atlamamıştı. Hiç vakit kaybetmeden Jack’in takip edilemememiz için hazırladığı 2026 model eski ve uçamayan bir arabaya binip Jack’in eski muhbirlerinden birine doğru yola çıktık.
Jack bizi şehrin en pis kısmında bir hurdalığa götürdü. Orada bizi etrafında değişik aletler ve eski ekranlar olan heybetli ve yaşlı bir adam karşıladı. Jack hemen konuya girdi. Yaşlı adam bu “Dil Güncellemesi” olayının aslında Amerika’nın gizli servislerinin sakladığı uzaylıların teknolojisi ile daha büyük bir amaç için zemin hazırlamak amacıyla yapıldığını söyledi ve Jack ile aralarında artık benim anlamayacağım türden terimler ve örgüt isimleri kullanarak konuşmaya devam ettiler.
Sonrasında Jack’in bu “Güvenilir” eski muhbiri bir anda ceketinin iç cebinden çıkardığı şırıngaları Jack ve bana sapladı. Ne olup bittiğini anlayamadan bayıldık. Uyandığımızda Son Teknoloji bir hücredeydik. Bir süre sonra yanımıza Jack’in muhbiri geldi ve aslında onun da bu işin içinde olduğunu ve bu işe engel olamayacağımızı söyledi ve gitti. Sonra ölene kadar o hücrede bize planın hayata geçirilişini izleterek çürüttü.

