Bir sabah alarmım çaldığında her şey normal gibiydi. Gözlerimi ovuşturarak uyandım. Yatağın içi sıcacıktı ve açıkçası hiç çıkmak istemedim. “5 dakika daha uyusam ne olur ki?” diye düşündüm ama sonra okula geç kalma fikri aklıma gelince mecburen kalktım. O an hayatımın birazdan tamamen değişeceğinden haberim yoktu. Her zamanki gibi telefonumu elime alıp sosyal medyaya girdim. Farklı ülkelerden insanların paylaşımlarını görünce bir an durdum çünkü yazılanların hepsini tek bir çeviri açmadan anlayabiliyordum. İlk başta uygulama otomatik çeviri yapıyor sandım ama dikkatli bakınca öyle değildi. Gerçekten herkes aynı dili konuşuyordu. Bir anda içime tuhaf bir heyecan doldu ama aynı zamanda biraz korktum da. Hemen televizyonu açtım. Yabancı bir kanalda haber vardı ve yabancı sunucunun söylediklerini altyazısız anlıyodum. Birkaç saniye kumandayı elimde tutup ekrana bakakaldım. Kalbim hızlı hızlı atıyodu. Anneme koşup durumu anlattım. Önce bana inanmadı, sonra kendi denedi ve gözleri büyüdü. Birlikte hem gülüyoduk hem de “Bu nasıl olabilir ya?” diye şaşkın bir halde konuşuyoduk. Sanki dünya bir gecede gizlice karat almış da kimse bize söylememiş gibiydi.
Okula gittiğimde olayın ne kadar büyük oldugunu daha iyi anladım. Koridorda herkes baya rahat konuşuyodu. Daha önce Türkçe konuşurken zorlanan ve bu yüzden genelde sessiz kalan arkadaşım artık susmuyodu, hatta espri bile yapıyodu. Onu böyle görmek beni gerçekten mutlu etti çünkü hep içine kapanık dururdu. Yüzünde garip ama güzel bir rahatlama vardı. Derste öğretmen soru sorduğunda herkes aynı anda anladı, kimse birbirine “Ne dedi?” diye sormadı. Sınıf daha hareketliydi ve sanki daha neşeliydi. Teneffüste yabancı bir öğrenciyle sohbet etmeye başladım ve hiç zorlanmadım. Cümle kurarken düşünmek zorunda kalmıyodum, kelimeler ağzımdan kendiliğinden çıkıyodu. O an aslında aramızda ne kadar büyük bir dil engeli oldugunu fark ettim. İnternette oyun oynarken yabancı oyuncularla artık rahat rahat konuşabileceğimi düşündüm. Belki başka ülkelerden arkadaşlar edinirdim, onların hayatlarını öğrenirdim, hatta belki bir gün buluşurduk bile bilmiyorum. Dünya bir anda daha küçük gibi hissettirdi. Haritadaki uzak ülkeler artık gözümde o kadar da uzak değildi sanki.
Ama akşam odama geçip tek başıma kalınca biraz düşündüm. Herkesin aynı dili konuşması kulağa çok güzel geliyodu ama farklı dillerin tamamen yok olması beni biraz üzdü. Dedemin anlattığı eski masallar aklıma geldi. O masallar kendi diliyle daha güzel geliyodu bana. Bazı şarkılar ve atasözleri başka bir dile çevrilince aynı hissi verir mi emin değilim. Her dilin kendine göre bi ruhu vardır bence. Eğer herkes aynı dili konuşursa bazı kelimeler, bazı duygular kaybolabilirdi gibi geldi. Dünya daha anlaşılır olurdu belki ama biraz daha renksiz olur muydu acaba diye düşündüm. Yine de insanların birbirini daha iyi anlaması, daha az kavga etmesi ve daha çok dostluk kurması fikri bana umut verdi. Bence en önemlisi aynı dili konuşsak bile geçmişimizi ve kültürümüzü unutmamamız. Çünkü insanı insan yapan sadece konuştuğu dil degil, o dilin içinde saklı olan anılar ve duygular. Yine de o sabah hissettiğim heyecanı hiç unutmazdım çünkü anlaşılmak ve birini gerçekten anlayabilmek insana kendini daha az yalnız hissettiriyo.
