Bir Pazarı Gez, Bir Şehri Tanı

Yerel pazarlar aslında bir kültürün ayrılmaz parçasıdır. Kuruldukları köylerin, mahallelerin ve semtlerin ruhunu en canlı haliyle yansıtırlar. Özellikle köylerde kurulan pazarlar, bulundukları bölgenin özelliklerini doğrudan ortaya koyuyor.

Annem yöresel ürünlerin satıldığı yerleri çok sever. Bu yüzden gittiğimiz her tatil bölgesinde mutlaka yöresel pazarlara gideriz. Bu sayesinde o bölgenin kendine özgü ürünlerini gözlemleme fırsatı buldum. Örneğin Ege Bölgesi’nde gittiğimiz pazarlarda tezgahların çoğunda o bölgeye ait çeşitli otların şevketi bostan, deniz börülcesi, turp otu, ebegümeci, kuzukulağı, hardal otu, yabani semizotu,  yer aldığını gördüm. Buna karşılık Doğu Anadolu’ya gittiğimiz tatillerde kurulan yöresel pazarlarda ise tulum peyniri, kaşar peyniri, lor peyniri, kurutulmuş sebzeler patlıcan, biber, kabak satıldığını fark ettim. Bu durum bile tek başına, pazarların kültürü bir parçası olduğunun göstergesidir.

Yerel pazarlarda, özellikle köy pazarlarında satıcıların büyük çoğunluğunu kadınlar oluşturur. Evlerinde hazırladıkları reçelleri, tarhanayı, erişteyi satarken; örgü çorap, oya ve dantel gibi el emeği ürünleri de tezgâhlarda sunarlar. Bu durum, pazarların yalnızca bir alışveriş alanı değil, aynı zamanda kültürel bir mekân olduğunu gösterir. El emeği göz nuru yazmalar ve farklı el işi ürünler ise geleneksel üretim kültürünün hâlâ yaşatıldığını kanıtlar.

Satıcıların kendine özgü seslenişleri pazarların en güzel ve en eğlenceli yanlarından birisi bence “Taze taze dalından yeni koptu!”, “Buyur abla, en güzeli burada!”, “Gel abim gel, bakmadan geçme!”, “Beşi on lira, beşi on lira! Al abla al, pişman olmazsın!”, “Mis gibi köy yumurtası, gezen tavuk!”, “Bal gibi karpuz, keseyim mi abla?” gibi sözler pazarın bence şarkısı. Bunun yanında pazarlıklar  “Siftah senden olsun” denmesi, alıcı gider gibi yapınca fiyatın düşürülmesi ya da “Abla herkese 10 TL, sana 7” gibi ifadeler kullanılması 😊 Benim en sevdiğim yanı ise özellikle çocuklara verilen ikramlardır. Bence bu, Türklere özgü  bir gelenek. Yurtdışında bazı pazar yerlerinde gittik bu tür ikramlara hiç görmedim.

Farklı pazarlarda pazarcıların  konuşma biçimleri o bölgenin konuşma kültürünü yansıttığını gördüm. Örneğin Ege’de kurulan bir pazarda pazarcıların domatese “domat”, patlıcana “badılcan” demesi, “Gari abla, tazecik bunlar!” diye seslenmesi. Doğu Anadolu’da ise pazarcılar daha sert bir dilde konuşarak “Gel hele gardaş, yeni geldi bunlar!”, “Abla vallahi köy malıdır!” gibi ifadeler kullanıyorlar. Bu söyleyişler, bölgenin konuşma dilini bize göstermektedir.

Ben pazar yerlerinde yalnızca alışveriş olduğuna inanamıyorum marketlerden çok farklı. Biz her hafta mahallemizde kurulan pazara gideriz. Oradaki satıcıların çoğu annemi ve babamı tanır; onlara “abi”, “abla” diye hitap ederler. Bazen bir ürünü almamız için ısrar ederken, bazen de “Abla, bunu alma.” diyerek samimi bir tavır sergilerler. İşte bu durum, pazarların sadece alışveriş yapılan yerler olmadığını; insanlar arasında görünmez bir güven ve bağ duygusu oluşturduğunu gösterir.

Sonuç olarak yerel pazarlar ve yöresel ürünler, bir toplumun kültürel hafızasını canlı tutan en önemli alanlardan biridir. Tezgahlarda yalnızca ürünler değil gelenekler, emek, samimiyet ve toplumsal dayanışma da sergilenir.

(Visited 1 times, 1 visits today)