Bir Sabah Uyandım ve Zihinleri Okuyabiliyordum

Bir sabah uyandım, her şey sıradan görünüyordu. Alarmın sesi, pencereye vuran sabah ışığı, mutfaktan gelen kahve kokusu… Fakat birkaç saniye sonra hayatımın tamamen değiştiğini fark ettim. Annemin kahvaltı hazırlarken “Umarım bugün işe geç kalmam.” diye düşündüğünü duydum. Dudakları kıpırdamamıştı ama sesi kafamın içindeydi. Ne olduğunu anlamaya çalışırken dışarı çıktım ve yanımdan geçen insanların düşüncelerinin de zihnime doluştuğunu fark ettim.

İlk başta bu durum beni çok korkuttu. Herkesin kafasında binlerce ses vardı; kimisi kaygılı, kimisi üzgün, kimisi umutluydu. Otobüsteki adam maaşını nasıl yetiştireceğini düşünüyor, yanımdaki genç “Bugün kimse beni fark etmeyecek.” diyordu. İnsanların zihinleri açık bir kitap gibiydi ama bu kitapları okumak hiç de kolay değildi.

Zaman geçtikçe bu yeteneği anlamaya başladım. İnsanların söyledikleriyle düşündükleri çoğu zaman birbirinden çok farklıydı. “İyiyim” diyen birinin içinde büyük bir fırtına kopabiliyordu. Bu fark beni hem şaşırttı hem de daha dikkatli bir dinleyiciye dönüştürdü. Artık biri konuşurken sadece sözlerine değil, kalbinin sesine de kulak veriyordum. Bir süre sonra düşünceleri filtrelemeyi öğrendim. Her sesi dinlememem gerektiğini, bazı sessizliklerin saygı gerektirdiğini fark ettim. Bu güç bana empatiyi, sabrı ve anlayışı öğretti.

Zihinleri okuyabilmek bana insanların ne kadar karmaşık ama bir o kadar da kırılgan varlıklar olduğunu gösterdi. Herkesin içinde görünmeyen bir hikâye, bastırılmış bir cümle vardı. Sonunda anladım ki, gerçek iletişim kelimelerle değil, kalpten gelen sessizlikle başlıyor. Belki de zihin okumaya değil, sadece biraz daha dikkatle dinlemeye ihtiyacımız var.

(Visited 3 times, 1 visits today)