BİR ŞEHİR NEDİR

Şehir nedir ki? Sadece haritalarda gösterdiğimiz çizgilerin içerisine aldığı alanlar mı? Uğruna ölünecek, canların yok sayılarak uğruna hayatların feda etmiş nice şehirlerimizi özel kılan ne? İnsan şehri nerede yaşatır? Bir şehir olsaydım ne anlatırdım?

Şehri bu sorularla özleştirebilmek için öncelikle şehrin ne olduğunu anlayabilmek gerekir.

Şehir özünde insan kurgusu tarafından somut ortamlara aktardığı bir kavramdır. Bireyin oluşturduğu geleneklerin, toplumların, yapıların, algıların, düşüncelerin tek bir merkezde toplanmış halidir şehir. Böylelikle de otorite rahat bir şekilde sağlanabilmiştir. Çünkü bireyi insan kılan değerler şehirlerle öncesinde eşleştirildiğinden dolayı birey bu özelliklerin kendine uyum sağlamakta ve bireyde bu nedenle şehir ile bağ kurmaktadır. Fakat işin aslında insan öncesinde kendisinin özelliklerini dışarıdaki bir olguya aktararak oluşturduğu bu yapının üzerine giderek daha fazla tuğla koymasıyla birlikte  bu farkları daha belirgin hale getirmektedir. Bu da şehir olgusunun temellerini oluşturmaktadır. Yani kısaca, şehir yapısı bireyin yapısal özelliklerini aktarmasıyla özümsediği bir olgudur.

Bunların ardından şöyle bir soruya değinmek istiyorum: “Birey gittiği her yerde kendi özünü yaşatabilir mi?”. Aslında bu sorunun cevabı bireye ve gideceği yere göre şekillenecektir. Çünkü bireyin aktarmak istediği özelliklerin ve o bölgeye uygulanabilirliği etkinin büyüklüğünü belirler. Ayrıca ortam, insanın kendi dünyasında şekillenmesiyle beraber asıl olarak insanı etkilemektedir. Kültürler günümüze kadar giderek daha da hızlanarak gelmiş insan değişebilirliğinin artmasıyla beraber doğanın etkileriyle hızla insan dünyasında şekillendirmiştir. Çünkü insanın kendiliğinden değişime uğraması daha fazla etkenin bulunduğu bir ortamdakinden daha azdır. Yani doğanın bir kurgudan ibaret olan insan hayatına büyük etkileri olduğu söylenebilir. Kısaca, insanın kültür ve özelliklerini aktarabilmesi (büyük çaplı olamadan) için doğal özelliklerin de uyması gerekmektedir. Çünkü insanın bu kurguları doğa üzerinde şekillenmektedir. Zaten eğer doğaya bu özellikler uymazsa bu özellikler de o şekilde şekillenmeye mecburdur. Tabi ki bunların hepsi büyük bir zamanla gerçekleşmektedir.

Bunlardan hareketle coğrafya kaderdir metaforunu doğrulayabiliriz. Ayrıca bu özelliklerden dolayı belli bir kültürün yoğun olduğu bölgelerin doğal unsurları birbirine benzerdir. Örnek olarak gelişmiş bir yaşamın sunun bulunduğu yerlerde olası en büyük özelliktir.

Toplumun kendi özelliklerinin kendilerinin değiştirip değiştiremeyeceği de aslında önemli bir soru. Çünkü emelde bunu oluşturan yine insandır. Cevap olarak evet denilebilir ama yine de birey ne kadar içerisinde bulunduğu düzeni değiştirebilecekse de toplumun var olan özelliklerinden etkilenecektir.

Şehirler tarih sahnesinde birçok savaşa neden olmuş, ölüme yol açmıştır. Bu olumsuzlukların sonucunda şehirleşme ve gruplaşmaların engellenmesinin gerektiğini savunan düşünceler ortaya çıkmıştır. Fakat bu insan karakterinin kendi oluşturduğu kurgunun ürünü olan bir olgu yok edilemez. Çünkü, deminden beri bahsettiğim bu olgu insana göre evrilmiştir. Bu olgu katiyen yok edilemez. Ailenin her şeyini bağladığı metaforik bir ev düşünürsek bu şehirlerde o evdir. Farklı bir boyuttaki olayların gerçekleştiği bir ortamdır. Bundan dolayı binayı var tutarak o bina yok edilemez. Mantıksal bir hatadır bu. Lakin bu işleyişin, sistemlerin yürütülmesi değiştirilebilir. Değişimin temelinde de zaten bu yatar. İnsanın temel özelliklerini değiştirmeden onu farklı yollarla ilerleyişini değiştirebilirsin. Bu olumsuzlukların gerçekleşmesi temelin kötülüğünden değil, işleyişinden kaynaklanır. Şehirlerin yok edilmesi bu olumsuzlukları başta çözebilir, sadece kurgudan ibaret olan bir dünyada gerçek olabilir, fakat zaten asıl önemli olan bu kurgu dünyamızın doğanın üzerine kurulu olması. Değişmez kuraların oluşturduğu sistemin olumsuz görülen taraflarının temelinden giderilmesi kendine çelme takmak olacaktır. Zaten olumsuz olarak algılanan olgu değiştirildiğinde neticede yine o olgu kurgudaki asıl haline dönecektir o kurgu değiştirilmiş olsa bile. Ancak bu kurgunun değiştirilebilmesi kendi içinde temellerine zarar verilmeden gerçekleşebilecektir. Bundan dolayı şehir olgusu değiştirilecekse bile bu farklı yollarla gerçekleşmelidir. Bundan dolayıdır ki şehirler üzerine üretilen olgunun gereğinden yok edilemez. Ancak ha şuna, ha da buna çevrilebilir. Bu bahsettiklerimi (temelde bulunanların değiştirilemeyeceğini) de doğadaki varlıklardaki özelliklerden görebiliriz.

Son olarak ben bir şehir olsaydım sorusuna geldiğimizde ise aslında şehirlerin bize çok şey anlattığını görebiliriz. Şehrin oluşturduğu insanların ortak geldiği şeylerin senin anladığın kadarı senin için şehri oluşturur, şehri anlatır. Her bireyin biricik olduğundan dolayı şehri tam olarak anlamak için oradaki herkesin ne olduğunu bilmek, asıl olarak hikayesini bilmek lazım. Bunlardan dolayı şehirler özeldir, semtler özeldir, köyler özeldir, bireyler özeldir. Bunları anlamakta ise bize edebiyat, sosyoloji, felsefe, matematik, fizik, kimya gibi bilimler bunlardan dolayı tek başına etkili değildir. Toplumunu, bireyin özümsenmesi için hepsinin birlikte uygulanarak anlamaktan değil, özümsemekten yola çıkılmalıdır. Bu doğrultu da önce bireyin kendisinden sonrasında başkalarına anlatması, değişim gerçekleştirmesi, yaşaması lazım. Bunun üzerine birçok dünya kurulabilir, sadece kendi içinde de kalabilir insan. Ancak hayattaki amacımızı bana sorarsanız eğer bu acının içinde bir bütün olarak anlam bulmak derim. Çünkü yaptığımız her şey elinde sonunda buraya çıkıyor. Bu ideali her yerde kullanabilir, hayatta bir anlam bulabiliriz.

Kısacası her şeyi toparlayacak olursak bahsettiğim gayeler neticesinde oluşturulan kurgumuzun değiştirilebileceğini, zaten de değiştiğini, sadece temellerinin bozulamayacağını, ve bu kurguların hayatımızı oluşturduğundan temel özellikleri ile bahsettik. Bu doğrultuda bahsettiklerime bu kurgunun bir ürünü olan şehirler üzerinden derin bir tartışma ile varmış olduk. Buradaki gayem sizlere içerisinde bulunduğumuz dünya hakkındaki görüşümün küçük bir kısmını sizinle paylaşmaktır. Bir sonraki yazımda görüşmek dileklerimle; hoşça, sağlıcakla kalın.

(Visited 9 times, 1 visits today)