Sıradan bir günmüş gibi uyandım. Afrika’nın sıcak ve kavurucu havası sayesinde sabahları erkenden uyanırım. Her sabah yaşadığım aynı şeyle karşılaştım; karnımın guruldaması.
Alışık olduğum için aldırmadım ve kuyuya doğru yola çıktım. Evimize en yakın kuyu bile oldukça uzaktı ve yolda filler, aslanlar ve yılanlar vardı. Tam yolun ortasındayken karşıma bir aslan çıktı. Buz kesildim. İlk defa böyle bir şeyle karşılaşmıştım. Tam o sırada yanıma bir adam geldi. Turuncu üniforması ve sıcak gülümsemesiyle aslanı benden uzaklaştırdı. Rahatlamıştım ve yola devam ettim.
Kuyuya sonunda vardım. Her zamanki gibi çok kalabalıktı. Sıra bana gelince kovayı attım ve çektim. Kovada neredeyse su yok gibiydi. Bunca yolu su için gitmiştim ama kova boştu.
O sırada turuncu üniformalı adamı tekrar gördüm. Elinde bir çanta vardı ve herkes onun yanına geçmeye başladı. Merak edip ben de sıraya katıldım. Sıradan çıkan kişilerin elinde yemek ve su vardı. O an içimi tarifsiz bir heyecan kapladı. Sıra bana geldiğinde elime bir poşet verdiler. Bu poşette tüm ailemi doyuracak kadar yemek ve yaklaşık 10 su şişesi vardı. O kadar mutlu olmuştum ki zıplaya zıplaya eve koştum. İlk defa eve bu kadar hızlı varmıştım.
Annemin ve babamın yanına gidip müjdeyi onlara söyledim. Onlar da çok mutlu oldular ve birlikte yemekleri yedik.
Hayatımdaki en güzel gündü.
Keşke her günüm böyle geçse…
