Biyoteknoloji Geleckte Nelere Yol Açabilir

Yıl 2087. Teknolojinin en uç noktaya ulaştığı, geleneksel kimliklerin tamamen tarih olduğu bir düzende yaşayan insanlar, kimliklerini DNA bazlı dijital künyeleriyle taşıyordu. Bu yeni sistem, her bireyin DNA’sını benzersiz bir kimlik numarası olarak kullanıyor, tüm resmi işlemler, seyahatler ve finansal hareketler bu sistemle gerçekleşiyordu. Bir biyoteknoloji firmasında çalışan bir kişi, bu sistemin getirdiği kolaylıklardan fazlasıyla memnundu. Sabıka kaydı, hastane bilgileri, banka hesapları ve hatta evin kilidi bile DNA künyesiyle eşleştirildiği için, yanında kart, şifre ya da kimlik taşıma zorunluluğu kalmamıştı. Kayıp ya da sahte kimlik kullanımı tarihe karışmış, güvenlik en ürest seviyeye çıkmıştı. Ayrıca hastaneler, hastaların tıbbi geçmişini anında görerek daha hızlı ve etkili tedaviler uygulayabiliyordu.Ancak bu sistemin bir de karanlık yüzü vardı. DNA bilgileri, devletlerin ve özel şirketlerin elinde birer güç aracına dönüşmüştü. Bir gün, laboratuvarda DNA sistemine erişim izni olan az sayıdaki kişilerden birinin kimlik bilgilerinin silindiğini fark etti. Artık sistemde o kişi yoktu; banka hesaplarına ulaşamıyor, evinin kapısını bile açamıyordu. Kimliğini kaybeden bir insan, artık gerçekte de var olmuyordu.Bu olay, sistemin avantajları kadar tehlikelerini de gösteren bir gerçeklikti. Peki ya birileri DNA bilgilerini değiştirerek suç işlese? Ya birileri, sistemi ele geçirip insanlığın üzerinde mutlak bir kontrol kurarsa?Bu durumda, sistemin getirdiği yeniliklerin yanında bireysel özgürlüklerin korunmasının da ne kadar önemli olduğu unutulmamalıydı. En büyük soru şuydu  DNA künyesi gerçekten bir devrim mi, yoksa büyük bir tuzak mıydı?

(Visited 15 times, 1 visits today)