“Allahım! Öyle yapılır mı o?”
“Tabii ki! Gerçek adam işini düzgün yapar!”
“Ne, hayır! Adamlığın ne alakası var? Duvar boyuyorsun!”
“Her şeyin alakası var! İşini adam gibi yapacaksın, bücürük.”
Nefes dışarıda, güneşin altında uyuduuğu yerden, arkadaşlarının gürültü patırtısına homurdanarak uyandı. Gözlerini bir kere araladı mı tekrar uyuyamayacaktı. Sırtını yasladığı ağaçtan destek alarak ayağa kalktı, uyuşmuş bacaklarını sallandırdı. Bağırışmanın kaynağını bulup sırtını duvara yasladı. “Hey, ne oluyor burada? Bazılarımız uyumaya çalışıyor.”
İkili durakladı ve Utku Nefes’e mahcup bir bakışla döndü. “Affadersin ya, o kadar ses çıkardığımızı fark etmemiştim. Şu yanımdaki zırdeli…” Nefes bakışlarını Göksu’ya çevirdi. “…beni dinlemiyor ki! Boyayı kullanmadan önce karıştırmak gerek diyorum ama boşa konuşuyorum!”
Nefes iç çekti. “Tamam tamam. Önce bana boyayla ne yapmaya çalıştığınızı söyleyin.”
“Annem beni evin boyasını yenilemekle görevlendirdi. Fakat şu bücürük sürekli görevi sabote etmeye çalışıyor!”
Utku gözlerini devirdi. “Ne sabotesi? İşi eline yüzüne bulaştırmamanı sağlamaya çalışıyorum.”
Göksu gözlerini kıstı. “Hep öyle derler.” diye mırıldandı kendi kendine. Utku dramatik bir şekilde inledi ve umutsuz bir bakışla Nefes’e döndü. Nefes iç çekerek elini dağınık saçlarında gezdirdi.
“Bücürük biraz haklı sanki, Göksu.”
Göksu yüzünde ihanet ifadesiyle dehşet içinde kalmış gibiydi. “Sana güvenebileceğimi sanmıştım!” Bir anda ileri atıldı ve boya kutusunu kucaklayıp açtı, fırçayı kaptığı gibi beyaz boyaya batırdı. Özensiz darbelerle evin duvarına sürdü. “Bak! Hiç de sıkıntı yok, üstüne karıştırmadım bile!”
Utku küfretti. “Göksu hayır! Ortalığı batırıyorsun!” Kısa boylu çocuk ileri atıldı ve diğerinin elindeki fırçayı zorla almaya çalıştı. Aradaki boy farkından pek başarılı olamıyordu. “Ver şunu!” Bir kez daha fırçaya uzanınca Göksu onu Utku’nın ulaşamayacağı bir yere fırlattı. “Asla!”
Boğuşmaları sırasınca fırçadan hala boya damladığını fark edememişlerdi. Bir kısmı Utku’nun gömleğine damlamıştı. Utku zıplayarak uzaklaştı ve gömleğine bakarak “Mutlu musun? Mahvettin üstümü!” diye sızlandı.
Göksu kollarını iki yana açtı. “Bebek gibi davranma, altı üstü azıcık boya.” dedi. Gülüyordu. Utku ona ters ters bakarken “Ben sana gösteririm azıcık boyayı.” diye homurdanıyordu. Yerde kalan fırçayı kapıp önce boyaya bandırdıktan sonra Göksu’nun yüzünün tam ortasına fırlattı. Fırça yüzünden kayarak yere büyük bir “ŞLAP” sesiyle düştü.
Bu sefer kızma sırası Göksu’daydı. Utku ise gülmekten iki büklüm olmuştu. Göksu ona fırçayı geri fırlattığında kıkırdayarak yoldan çekildi. Ancak Göksü “E çok istiyorsun madem!” diye kükreyince yaptığı hatayı anlayan utku kendisine doğru koşan abisinden kılpayı kurtuldu. Tüm bunları eğlenerek izleyen Nefes’i kalkan olarak kullanmaya karar verdi. “Kurtar beni, Nefes!”
Nefes kurtulmaya çalıştı. “Kendini bu duruma sen soktun, Utku, ben değil!” Göksu üzerlerine doğru gelince gene kaçmaya çalıştı ama başarılı olamadı. Bu sefer Göksu’nun iki eli de tamamen boya olmuştu ve asıl hedefi Utku olsa da Göksu’nun da boya olması umrunda değilmiş gibi gözüküyordu. “Lanet olsun! Göksu durur musun! Utku! Bırak beni-” Nefes’in sözleri ayağının kayıp küçük bir boya göletine düşmesiyle yarım kaldı. En azından Utku’yu da kendisiyle beraber aşağıya çekmişti.
“Of Utku! Bırak beni.”
Utku hemen ayağa kalkmak için çabaladı, tehlikeyi unutmamıştı. Fakat iş işten geçmişti artık, Göksu hemen üstüne çullandı. Boya kaplı ellerini gencin yüzüne bulaştırdı. “Aha! Kaybettin!” Utku Göksu’nun altında çırpınıyordu.
“Hayır ! Pes! Pes! Özür dilerim!” Tüm yakarışlarına rağmen Göksu onu serbest bıraktığında kardeşi gülüyordu. Sırt üstü yere yığıldı ve yüzünü ovuşturdu. ” Tamam sen kazandın, seni deli!
Göksu ellerini beline koyarak gururla sırıttı. “Kesinlikle! Aynı planladığım gibi. ”
Nefes gözlerini devirdi ve gömleğini sildi. “İkiniz de manyaksınız. ” diye mırıldandı. “Bende niye uğraşıyosam.”
Utku ona sırıttı. “Aa hadi ama! Ateş hattına girmen benim suçum değil.”
“Beni kalkan olarak kullandın!”
Utku kıkırdadı. “Ama kızma bana. Hadi gel, kucaklaşalım mı?” Gözlerini ona dikmiş Nefes’e doğru kollarını iki yana açtı.
“Hayır, hayır, sen orada kal seni-”
Utku yüzünü asarak ona yaklaştı. “Hadi ama ablam. Yoksa sen artık beni sevmiyor musun?”
Nefes ona ters ters baktı. “Kahretsin Utku! Uzak dursan iyi edersin- Oh lanet olsun!” Utku kendini ablasına attı ve yüzünü gömleğine gömdü. Sağa sola dönerek daha da fazla boya bulaştırdı. Bu sırada ablası onu itmeye çalışıyor ama başaramıyordu. “İyi tamam bücürük, kaşınıyorsan kaşırız. ” Kollarını gencin koltuk altlarından geçirip onu tepe taklak döndürdü. “Hayır! Nefes!” diye bağırdı kardeşi ama kurtulamadı. En sonunda ikiside yerde küçük çocuk gibi güreşiyorlardı ve Göksu’nun onlara katılması uzun sürmedi.
Üçü de kaba güreşi hemen bıraktı, başlarını kaldırdıklarında Hülya Hanım’ın kapı aralığından baktığını görünce ayağa fırladılar.
Hülya Hanım etrafa şöyle bir göz gezdirdi karşısındaki boya kaplı üçünün halini görünce sanki kalbi yerinden çıkacaktı. Bugün yapılacak işler bitmiyor gibiydi.
“Bu haliniz ne? Ne oldu burada? Göksu senden evin yan tarafını boyamanızı istemiştim, kendini değil! ”
Göksu boynunun arkasını ovuşturarak güldü “Heh, üzgünüm Hülya Hanım.”
Hülya Hanım dönüp Nefes’e kaşlarını kaldırarak baktı.
“Bu ikisinin seni tüm bu saçmalığa nasıl bulaştırdığını bilmek bile istemiyorum. ”
Nefes’in yüzü, artık boya kaplı olan ayakkabılarına bakarken koyu bir renkte kızardı. “Özür dilerim”
Hülya Hanım başını iki yana salladı. Hafiften gülümsüyordu.”Yemin ederim, siz üçünüz hayatımı çok daha ilginç kılıyorsunuz-”
Hülya Hanım, Göksu’nun kendisine dişlerini göstererek sırıttığını fark edince sözünü kesti, boya kaplı genç gözlerini kısmıştı.
“Şimdi Göksu…”
Göksu ona doğru bir adım attı, diğer ikisi sadece eğlenerek izliyordu.
“Şimdi Göksu, sakın buna cüret etme! Göksu, Göksu!”
Nefes iş etrafı temizlemeye gelmeden ortalıktan kaçmaya karar verdi. Ama şimdilik biraz daha izleyebilirdi.
