Bugünün Çocukları Neden Geçmişe Göre Daha Yalnız ?

Günümüz çocuklarının geçmişte yaşayan insanlara kıyasla daha yalnız hissetmelerinin birçok nedeni vardır ve bu nedenler özellikle teknolojik gelişmelerin, değişen yaşam biçimlerinin ve modern toplumun psikolojik dinamiklerinin bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Eskiden çocuklar sokakta, mahallede, doğal ortamlarda akranlarıyla yoğun bir etkileşim içindeyken bugün aynı yoğunluk ve süreklilikte sosyal bağlar kurmak giderek zorlaşmaktadır. Bu durum ise çocukların psikolojik dünyalarında önemli değişimlere sebep olmaktadır.

İlk olarak, teknolojinin aşırı kullanımı yalnızlık hissini artıran temel unsurlardan biridir. Akıllı telefonlar, tabletler ve çevrimiçi oyunlar çocukların zamanının büyük bir kısmını kaplamaktadır. Evet, teknoloji çocuklara sınırsız bir eğlence alanı sunmaktadır ve anne babaların nefes alması için bir seçenektir ancak bu sanal etkileşimler yüz yüze iletişimin yerini tam anlamıyla tutamamaktadır. Çocuklar bu platformlarda sosyalleştiklerini düşünseler bile, bu etkileşimler çoğu zaman yüzeyseldir ve duygusal bağ kurma ihtiyacını tam olarak karşılamaz. Psikolojik açıdan bakıldığında, gerçek sosyal temas, mutluluk hormonlarının üretimiyle ilişkili olduğundan çocukların güven ve ait olma duygularını besleyen en önemli unsurlardan biridir. Dijital iletişim ise aynı biyolojik tepkiyi yaratmadığı gibi özellikle küçük yaştaki çocukların beyin gelişimi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurmaktadır.

Modern yaşam koşulları da çocukların yalnızlık hissini artırmaktadır. Artık ebeveynler, özellikle kadın daha yoğun iş hayatına sahiptir ve bu durum çocukların evde daha fazla vakitlerini yalnız geçirmelerine yol açmaktadır. Geçmişte geniş aile yapısı çocuklara daha fazla sosyal temas sağlarken, bugün çekirdek aile modeli içinde çocuklar çoğunlukla anne ve babayla bile sınırlı bir iletişim yaşamaktadır. Bu da duygusal destek figürünün azalmasına neden olmaktadır.  Psikolojik açıdan, sürekli güven veren ve rehberlik eden yetişkin figürlerinin eksikliği çocukların yalnızlık duygusunu pekiştirmekte ve özgüvenlerini düşürmektedir. Özgüven düşüklüğü beraberinde sosyal anksiyete gibi rahatsızlıkları da getirir, çocuk çevresindeki insanlarla sağlıklı iletişim kuramadıkça özellikle akranları tarafından dışlanmaya başlar, bununla beraber içine kapanık olma durumu da artar ve bir döngü içine hapsolur. Bu döngüyü kırmak ise yaş ilerledikçe zorlaşır o yüzden ebeveynlerin ilgisini ve sevgisini gerçekten hissettirmesi oldukça önemlidir.

Günümüz toplumunda akademik ve sosyal baskılar artmıştır. Çocuklar küçük yaşlardan itibaren sınavlara, kurslara ve performans değerlendirmelerine maruz bırakılmaktadır. Bu yoğun baskı çocukların akranlarıyla geçirecek zamanlarını azaltırken aynı zamanda kendilerini sürekli olarak “yetersiz” hissetmelerine neden olabilmektedir. Yetersizlik duygusu yalnızlıkla doğrudan ilişkilidir çünkü bireylerin sosyal ilişki kurma isteğini azaltabilir.

Ayrıca, teknoloji çocukların karşılaştırma yapma eğilimini artırarak yalnızlık hissini de tetiklemektedir. Sosyal medya, çocukların başka insanların  “mükemmel” görünen hayatlarını izlemelerine neden olur ve bu durum kendilerini dışlanmış ya da eksik hissetmelerine yol açar. Bu tür algı bozulmaları özellikle ergenlik döneminde kimlik gelişimini olumsuz etkileyerek yalnızlığı daha da içinden çıkılamaz bir kuyuya dönüştürür.

Sonuç olarak, bugünün çocukları teknolojinin sunduğu tüm kolaylıklara rağmen yanlış kullanım doğrultusunda geçmiş nesillere göre daha yalnız hissedebilmektedir. Bu yalnızlık dijitalleşmenin getirdiği yüzeyselleşmiş iletişim, yoğun yaşam temposu, akademik baskılar ve psikolojik ihtiyaçların tam olarak karşılanmaması gibi etkenlerle şekillenmektedir. Hem ebeveynlerin hem de toplumun bu değişen koşulları dikkate alarak çocuklara daha fazla gerçek sosyal ortam yaratması, sağlıklı bir psikolojik gelişim için son derece önemlidir.

(Visited 7 times, 1 visits today)