İnsanlar perşembe sabahına, her zamanki gibi sıradan bir gün olacağını düşünerek uyandı. Herkes, her duygunun yaşanacağı ve günlük rutinlerin devam edeceğini sanıyordu. Ancak maalesef öyle olmadı. O gün herkes yalnızca tek bir duyguyu yaşayabiliyordu ve başka hiçbir duyguyu hissetmek mümkün değildi. Diğer duygular sanki ortadan kaybolmuştu. Bunun sonucunda alışılmadık durumlar ortaya çıkmıştı.
Bana “sevinç” duygusu düşmüştü. Zaten normal hayatımda da neşeli bir insan olduğum için bunun benim için büyük bir sorun olmayacağını düşündüm ve günüme başladım. Sürekli gülümsüyordum, gözlerim açık şekilde etrafa bakıyor, zıplayarak yürümek istiyordum. Ancak birkaç saat sonra ağzım ağrımaya, gözlerim yorulmaya ve bedenim sızlamaya başladı.
Aklımda olan bir kıyafeti almak için yola çıktım. Normalde kargo ile gelecekti ama bana boş bir kutu gönderilmişti. Bu yüzden mağazanın kendisine gitmeye karar verdim. Mağaza yakındı, bu yüzden yürüyerek gittim. Yolda yürürken küçük bir kediye araba çarptı. Normalde çok üzülmem gerekirken üzülemiyordum. Gözümden yaşlar akıyordu ama tuhaf bir şekilde gülüyordum. Psikopat gibi görünüyordum. Buna daha fazla dayanamadım ve oradan uzaklaştım. Böyle bir duruma gülmek beni çok sinirlendirmişti.
Mağazaya vardığımda çalışanlara hesap sormak istedim. Ancak sürekli güldüğüm için beni ciddiye almadılar ve anlattıklarıma inanmadılar. Buna çok sinirlendim ve mağazadan ayrıldım. Saat gece dokuzu bulmuştu.
O gün şunu fark ettim: Sabah hiçbir olumsuz duygu hissetmediğim için mutlu olduğumu sanmıştım ama aslında durum öyle değildi. Olumsuz duygular gereksiz değilmiş. Aksine, tüm duyguların hayatımızda önemli bir yeri ve gereği varmış. Ertesi sabah herkes bu kısıtlamadan kurtulmuştu. Ben de artık olumsuz duygulara karşı olan önyargılarımı yenmiştim.
