Çanakkale İçinde

1915 yılının ocak ayında, Çanakkale’de, cephedeydim. Vatanım için savaşmaya gelmiştim. Gözlerimin önünde yükselen siperler, top sesleri ve tüfek patlamaları arasında hayatta kalmaya çalışıyordum.

Her şey çok hızlı gelişti. Evimizden, ailemizle vedalaşıp buralara kadar gelmiştik. Siperlere ilk girdiğimde etrafıma şaşkınlıkla baktım. Toprağın ortasına kazılmış küçük geçitler, tahta parçalarıyla desteklenmiş duvarlar ve her köşede yorgun yüzlerle karşılaştım. Kimileri dua ediyor kimileri tüfeğini temizliyor, kimileri de enerji toplamak için kısa bir uykuya dalmaya çalışıyordu. Açlık ve susuzluk hepimizi zorluyordu günlerdir düzgün bir yemek geçmemişti her gün ya ekmek ya da pirinç veya lapa çıkıyordu. cephede ama en zor olanı belirsizlikti. Ertesi gün hayatta olup olmayacağımızı kimse bilemezdi.

İlk çarpışmamı asla unutmam. Sabahın erken saatlerinde düşman topçusunun ağır ve şiddetli bombardımanı başladı. Siperlerimiz deprem oluyorcasına sarsılıyordu, kulaklarımız sağır olacakmış gibi çınlıyordu. Yüreğim ağzımda, komutanın emrini bekliyordum. Sonunda bombardıman kesildiğinde saldırıya geçme vakti geldi. Ellerim titreyerek tüfeğimi kavradım, arkadaşlarımla birlikte siperi terk edip ileri atıldık. Mermiler üzerimizden vızıldayarak geçerken nefes almak bile zordu. Her adımda bir arkadaşımın yere kanlar içinde düştüğünü görmek anlatılamaz bir acı veriyordu. Ancak geri dönmek imkansızdı, ilerlemeliydik.

Geceleri atmosfer değişik, farklı bir savaş vardı. Çoğu zaman aç, uykusuz ve bitkindik. Düşman siperleriyle aramızdaki mesafe o kadar kısaydı ki bazen onların konuştuklarını bile duyabiliyorduk. Gökyüzünde parlayan işaret fişekleri, karanlıkta önümüzü görmemizi sağlıyordu. Bazen saatlerce bekler, hiç kıpırdamadan nöbet tutardık. En küçük bir ses bile hayati bir risk taşıyordu. Yaralı arkadaşlarımızın inlemeleri içimizi parçalarken, elimizden gelen tek şey onlara su vermek ve dua etmekti. Dua demişken savaş esnasında en kötü şey asker arkadaşlarının sıkışıp elleri açık bir şekilde ölmeyi beklemeleriydi. Büyük bir savaşta olsa hepimiz düşmanda dahil aramızda en fazla 1 km oluyordu.

Zaman geçtikçe savaşın yıpratıcı etkisi daha da hissedilir oldu. Aylar süren çatışmalar, kayıplar ve çekilen zorluklar bizi bambaşka insanlara dönüştürdü. Eskisi gibi gülemiyorduk, hayal kuramıyorduk, geleceğe. dair en büyük bir hedefimiz yoktu. Tek düşündüğümüz, vatanımızın özgürlüğüydü. Ancak daha da önemlisi baba ocağımızın sönmeyecek olmasıydı.

Yıllar geçti ama o günler hafızamdan hiç gitmedi. Çanakkale, sadece bir savaş değil, bir direnişti. Burada arkadaşlarım, kardeşlerim, vatanım için savaştık. Biz kazandık, ama büyük bir bedel ödeyerek. Şimdi geriye dönüp baktığımda yaşadığımız korku acı ve umut dolu anları hatırlıyorum ve biliyorum ki Çanakkale’yi geçilmez yapan sadece silahlarımız değil yüreklerimizdi.

 

(Visited 9 times, 1 visits today)