Cidden Yaşıyor Muyuz?

Kendimi bildim bileli büyük şehirlerin karmaşası yerine küçük bir kasabada yaşamayı hayal etmişimdir.Peki neden?

Özellikle bu zamanlar bir günümüz göz açıp kapayıncaya kadar bitiyor; günlerin akışına ve hızına o kadar kapılıyoruz ki keşfetmeyi, fark etmeyi unutuyoruz. Ben her zaman hayatın çoğu kişinin görmezden geldiği şeyleri tanıyıp sevmek olduğunu düşünmüşümdür ve maalesef ana kentlerdeki yaşam tarzı küçük şeyleri düşünemeyecek kadar meşgul ediyor insanı.Hayatlarınızı büyük şehirlerde yaşamak için düzene sokuyor, her şeyi şehrinize göre planlıyorsunuz. Ancak bir gününüze kendiniz değil de çevreniz karar veriyorsa siz cidden yaşıyor musunuz? Ben düzenlerden pek hoşlanmam. Düzenler insanı sınırlar, bir daha unutamayacağı kadar güzel anılar kazanmasını engeller. Oysaki hayat denilen şey anıların birleşimidir, parlak anılar olmazsa sönük bir hayat çıkar ortaya.

Her gün çiğnediğiniz bir sakız olarak düşünün gün içinde topladığınız anıları. Hayatınızın ilk gününden başlayarak her gün sakız çiğner, çiğnediğiniz sakızları birleştirirsiniz ve en sonunda bu sizin yaşam öykünüzü oluşturur. Çocukluk ilk öğrenimin gerçekleştiği dönemdir ; cesaretle çevrenizi keşfeder, her gün farklı renk ve tatlarda sakız çiğner, kendi hızınızda maceralara atılırsınız. En fazla sakızı bu dönemde çiğnerken zaman geçtikçe siz de büyümenin akıntısına kapılırsınız ve önemli olan artık farklı sakızlar toplamak değil sadece bir tane bile olsa sakız çiğneyebilmektir. Artık sakızın rengi ve tadına verilen önem yerini monoton bir çiğneme rutinine bırakmıştır. Uzun ve renksiz binalar arasında ağzınızda artık tadı bile olmayan bir sakızla tutsak bulursunuz kendinizi.Ama bu durum her kişide böyle olmak zorunda değildir. Kendini bu durumdan kurtarmak isteyen kimse yaşamı yeniden öğrenmelidir.

Gidip küçük bir kasabada rahat bir şekilde düşüncelere dalmak , bir kentlinin belki de hayatı boyunca yanından geçip fark etmediği güzellikleri anlamak ise yaşamı yeniden öğrenmektir.

Tabii ki hayatlarında yaptıkları çoğu seçimi kendileri için yapmadıklarını farkedemez insanoğlu; çizilen çizgileri, hayali düzen ve kuralları çiğnemek, yaşamı yeniden öğrenmek anlamsız gelir. İçten içe bilirler bu düzene ait olmadıklarını ama korkarlar. “Ya param yetmezse? Peki kasabada nerede kalacağım?” Diye sorarlar kendilerine ve alıştıkları rutin onları ne kadar bezdirse de korku duygusu ağır basar. Bence çoğu kişi kentlerde yaşamak istemez, kentlerde doğar ve orada kapana kısılır. Belki de farklı bir gelecek düşünmek bile onlar için zor olduğundan kentlerde yaşamlarını sürdürme hayalleri kurarlar. İnsan küçüklüğündeki cesaretini kaybetmez, o cesaret beton yığınları tarafından elinden alınır ve geniş hayaller kurmak sadece benim gibi hala cesareti az da olsa ellerinde olan gençlere düşer.

(Visited 9 times, 1 visits today)