Bir gün bir insan yanımdan geçerken, “Cumhuriyet ile konuşmak ister misiniz?” diye bana sordu. Tabii ben buna inanmadım ve “Hayır.” diye cevap verdim. Ama aklıma bir şey takıldı: Acaba Cumhuriyet ile konuşabilir miydim?
Yakın bir yerdeki bir bankta oturdum ve telefonuma yazdım: “Cumhuriyet ile konuşulur mu?” O da “Evet, Cumhuriyet şu anda 102 yaşında olan bir insan.” diye cevap verdi. Yakın çevremdeki herkese sormuşlar, demek ki bu şey yaygınlaşıyormuş. Öğrendim ki, Cumhuriyet ile konuşmak için internet üzerinden randevu alınabiliyormuş. Ben de hemen randevu aldım.
Randevu sabahında sitede yazan yere gittim. Beni içeri aldılar ve güvenlik görevlisi, “Cumhuriyet sizi odasında bekliyor beyefendi.” dedi ve yön gösterdi. Cumhuriyet’in odasına girdiğimde beni çok güzel karşıladı. Ben de “Merhaba.” deyip içeri girdim ve onun karşısındaki koltuğa oturdum.
“Cumhuriyet Efendim, size karşı soracağım sorulara başlayabilir miyim?” diye sordum. O da “Tabii ki.” diye cevap verdi. İlk sorum, “Sizin babanız kim?” dedim ve “Nasıl yaşama geldiniz?” diye sordum.
O da şöyle dedi:
“Benim babam Mustafa Kemal Atatürk’tür ve benim annem yoktur. Atatürk, ani bir kararla 28 Ekim 1923 gününde “Yarın Cumhuriyet’i ilan ediyoruz.” dedi ve ondan sonraki gün Cumhuriyet’i ilan etti. Mucizevi bir şekilde o gün ben Ankara’da doğdum ve Atatürk beni evlat edindi. O zamanlar Atatürk, Cumhuriyetimizin sonsuza dek süreceğini söylüyordu ve ondan dolayı bana, dünyada bir tane bulunan ölümsüzlük ilacını içirdi. Bugüne kadar hayattayım.”
Ben ona, “Ben sormadan birçok soruyu cevapladınız.” dedim. O da güldü.
Ben, “Benim tek bir tane sorum daha kaldı.” dedim. O da, “Siz Seyit Onbaşı’nın yaptıklarını nasıl buluyorsunuz?” dedim. O da, “Çok ağır bir mermiyi kaldırmasını mı?” diye sordu. Ben de, “Evet.” dedim.
Cumhuriyet şöyle dedi:
“Ben gerçekten onunla gurur duyuyorum. O kritik anda 276 kilogram ağırlığındaki mermiyi nasıl kaldırdığını gerçekten çok merak ediyorum. İçindeki o vatan sevgisini çok iyi bir şekilde göstermiş oldu.”dedi.
Ben: “Peki, olayı anlatır mısınız?” diye sordum. O da “Olur.” dedi ve anlatmaya başladı:
“Hikâye, 18 Mart 1915’te Çanakkale Savaşı sırasında geçer. Bir cepheye birçok düşman devletten gemiler yaklaşıyordu. O cephede de Seyit Onbaşı yer alıyordu. Cephenin çok ağır mermileri taşıyan makineleri bozuldu ve zor durumda kaldılar. O arada Seyit Onbaşı, mermiyi sırtlayarak çok zor bir şekilde taşıdı ve bir gemiyi vurdu. Bu şekilde kahraman oldu. Ertesi gün gazeteciler, Seyit Onbaşı’nın tekrar mermi kaldırmasını istedi ama Seyit Onbaşı yapamadı.”
Sonra ben, Cumhuriyet’e tüm bunları bana anlattığı için teşekkür ettim ve “Kendinize iyi bakın.” diyerek oradan ayrıldım.
