Daha önce hiç normalden daha iyi gördüğünüzü, daha yoğun tat aldığınızı ya da daha keskin duyduğunuzu hissettiniz mi? Muhtemelen cevabınız “Hayır, böyle bir şey olabilir mi?” olacaktır. Ancak belki benim yaşadıklarımı duyunca fikriniz değişebilir.
Keyifli bir günün ardından gece derin bir uykuya dalmıştım. Rüyamda, görüş alanımda olmayan şeylerin bile seslerini çok net bir şekilde duyabildiğimi gördüm. Uzakta akan suyun sesi, hafif bir fısıltı hatta rüzgârın uğultusu bile kulağıma geliyordu. Sabah uyandığımda ise bunun sadece bir rüya olmadığını fark ettim. Gerçekten de normalden çok daha iyi duyuyordum.
Şaşkınlığımı atlatamadan annem içerden seslendi:
“Mercan, okula geç kalacaksın. Hadi, hızlı ol!”
Ne yapacağımı bilemeden, yaşayacaklarımın belirsizliğiyle evden çıktım. Her şeyin güzel geçmesini umuyordum ama hiç de öyle olmadı. Daha yoldayken araba kornalarının yüksek sesi, insanların sert ve sinirli konuşmaları başımı ağrıtmaya başladı. Bazı sürücüler öfkelenip argo sözler söylüyordu ve ben hepsini net bir şekilde duyuyordum.
Okula vardığımda durum daha da zorlaştı. Koridorda koşan öğrencilerin ayak sesleri, bağırışlar, sıraların çekilme sesi birbirine karıştı. Derse odaklanmam imkânsızdı. Başım patlayacak gibiydi. Üstelik herkesin fısıltıyla konuştuğunu bile duyabiliyordum. Hatta iki kızın benim hakkımda konuştuğunu işitince daha da rahatsız oldum.
Son dersin zili çaldığında eve gideceğim için büyük bir rahatlama hissettim. Ev, okula göre daha sessizdi. Eve varınca gün boyunca yaşadığım her şeyi anneme anlattım. Ancak o da böyle bir durumla daha önce karşılaşmadığı için bana pek yardımcı olamadı. Çaresizce odama gittim, yatağıma uzandım ve her şeyin düzelmesini dileyerek uykuya daldım.
Ertesi sabah uyandığımda çok mutluydum. Çünkü bu tuhaf ve yıpratıcı durum birdenbire kaybolmuştu. Duyularım yeniden normale dönmüştü. Yaşadıklarım bana önemli bir ders verdi: Her şeyin fazlasının daha iyi olduğunu düşünürüz ama bazen her şeyin yeterince olması, en iyisidir.
