Dalgalı Bir Gün

Tüm gün beklediğim o an geldi ve sonunda en sevdiğim yere, kendi mağaram olarak adlandırdığım evime girdim. Bütün gün patronumun dırdırını işitmekten başım zonkluyordu, fakat artık evde olduğumdan bunun bir önemi yoktu. Güneşin batışının bu kadar geciktiğini fark edince şaşırdım ve saatin henüz yedi olduğunu anladım. Üstümü değiştirdiğim gibi yatağıma atladım ve adeta kendimi içine gömdüm. Saatlerce telefonumda gezindikten sonra yatma vaktinin geldiğini fark ettim. O an, aklıma yarın için bu akşam yapmam gereken tonla iş olduğu geldi, ancak bunları yapmaya dair içimde en ufak bir istek bile yoktu. Sonunda bunları düşünerek uykuya daldım.

Dalgaların sahile, bir annenin çocuğunu paylaması gibi yumuşakça çarpan sesiyle, işe başladığımdan beri ilk defa huzur içinde uyandım. Çocukken her sabah uyandığım gibi uyanmak, üzerimdeki uyku mahmurluğu geçene kadar beni şaşırtmadı. Pencereden, denizin mavisinin kumsalın sarısıyla birleşmesini görünce rahatladım. İçeriden, yıllar önce vefat etmiş olan dedemin sesini duyunca kulaklarıma inanamadım. Kapıyı yavaşça açtığında yüzünün yirmi yıl öncekiyle aynı olduğunu anladım ve hareketlerini izlemeye başladım. Yanıma parmak uçlarına basarak geldi ve “Umut, kalk, balık tutmaya gideceğiz.” dedi. Kocaman bir yarım daireye benzeyen göbeğini, araba ızgarasını andıran beyaz bıyıklarını çok uzun zamandır görmediğim için en başta garipsedim, fakat bu his kısa sürdü. Ayağa kalktım ve her ne kadar ne olduğunu anlamasam da yaşananlardan keyif almaya çalıştım. Evde bizim dışımızda herkes—büyükannem, babam, annem ve kardeşim—uyuduğundan, sessiz olmaya özen gösteriyorduk.

Evden çıktık, bir-iki kilometre yürüdükten sonra keskin ve büyük kayaların arasında kendimize rahat bir yer bulduk. Saatin sabah beş olmasına rağmen hiç uykum yoktu. Yarım saat oturduktan sonra oltamız takıldı. Ucunu kırmak yerine dalıp kurtarmayı seçtim ve buz gibi denize, gözlüklerimi çıkarıp girdim. Deniz gözlüğüm olmadan bu çabam, ayağımı yarmaktan başka bir işe yaramadı, fakat yıllardır girmediğim tuzlu su bana iyi gelmişti. İki saat bekledikten sonra güneş, gölgesine sığındığımız kayanın arkasından bir yaratık gibi yüzünü gösterdi ve bize gitmekten başka seçenek bırakmadı.

Eve döndüğümüzde, zaten uyumakta zorluk çeken büyükannemin bizim sesimizle uyanmış olduğunu ve kahvaltıda yememiz için pişi hazırlamaya başladığını gördüm. O an, aklımdaki her şey silindi. Annem, babam ve kardeşimle sofraya oturduk, yemeğimizi afiyetle yedik.

Düzenli bir bip sesiyle sinir, üzüntü ve özlem gibi tonla duygunun karışımı içinde uyandım. Bu gördüğüm düş beni derinden etkilemişti. Artık şehir hayatında daha fazla yaşayamayacağıma karar verdim. Bütün eşyalarımı en kısa sürede satıp deniz kenarında, rüyamda gördüğüm yerin yakınında bir eve taşındım. Ancak asıl özlediğimin yer değil, kişiler olduğunu anladığımda her şeyin boşuna olduğunu fark ettim.

(Visited 14 times, 1 visits today)