O gün Didi için son derece normal bir gün olarak başladı. Anaokuluna giden küçük kız Didi, her sabah olduğu gibi saat 8.00’de kalktı, yıldız desenli mavi tişörtünü giydi ve okula gitmek üzere arabaya bindi. Annesi onu okula bıraktı ve Didi derse girdi. İlk dersi görsel sanatlardı. Öğretmen onlardan en sevdikleri hayvanı çizmelerini istedi. En yakın arkadaşı Poo’nun yanına oturdu ve birlikte çizmeye başladılar. Didi bir aslan çizmek istedi. Tam başlamak üzereyken Poo ona bir şey gösterdi. Pencereyi işaret ediyordu. İşte her şey o tuhaf ışığın pencereden içeri dolduğu anda başladı. Didi dışarı bakınca o kıpkırmızı, parlak ışığı gördü ve herkes gibi çok korktu. Dışarıda çok büyük bir ateş yanıyordu.
Görsel Sanatlar Öğretmeni Leyla, ateşin nereden geldiğini bile anlayamadan hemen çocuklara sınıftan çıkmalarını söyledi. Bütün çocuklar çığlık çığlığa kapıya koştular. Bazıları oraya buraya koşuyor, bazıları öğretmene yöneliyor, bazıları ise öylece durup çığlık atıyordu. Didi ise korkudan bayıldı. Öğretmen çocukları alıp çıkarken Poo, bayılan Didi’yi ayıltmaya çalışıyordu. Öğretmen tam gitmek üzereyken Poo, kendini kurtarmak için Didi’yi bırakıp öğretmenle birlikte gitti.
Birkaç dakika sonra Didi ayıldı. Ama ayıldığında her yeri ateş kaplamıştı. Tam o sırada simsiyah, kocaman kanatlı bir karaltı gördü. Karaltı ona doğru yaklaştı ve hızla içinden geçti. O anda Didi, karşısında bembeyaz bir ışık gördü. Işığa doğru gitti ve artık bambaşka bir yerdeydi. Burayı çok sevmişti.
