Güneş o sabah her zamanki gibi doğdu ama penceremden içeri süzülen seslerde garip bir netlik vardı. Yataktan kalkıp pencereyi açtığımda, sokaktaki insanların birbirine seslenişlerini duydum. Sesler yabancı değildi; aksine her kelimeyi, sanki hayatım boyunca bu dili konuşmuşum gibi anlıyordum. Normalde televizyonda gördüğüm bir turisti anlamak için sözlük kurcalamam gerekirdi, ancak o an dışarıdaki her diyalog zihnime kolayca akıyordu.
Hemen televizyonu ve radyoyu açtım. Dünyanın her yerinden canlı yayınlar yapılıyordu. Amerika’daki bir muhabir, Türkiye’deki bir sokak satıcısı, Almanya’daki normal bir insan… Hepsi tam olarak aynı dili konuşuyordu. İşin garibi, kimse bu duruma hemen tepki gösterememişti; herkes bu yeni durumu o kadar doğal bir şekilde içselleştirmişti ki, başlangıçta kimse şaşırmadı. Şaşırmaktansa ilk işleri diğer insanlarla konuşmaya çalışmak oldu. İnsanların çoğu zaman anlaşamamalarına sebep olan dil bariyeri bir gecede ortadan kalkmıştı. Hızla dışarı çıktım. Şehrin meydanı ana baba günüydü. Bir grup turistin, yerel esnafla uzun uzun dertleştiğini, hayat hikayelerini anlattığını gördüm. Eskiden el kol hareketleriyle bitirilen basit bir alışveriş, şimdi derin bir sohbete dönüşmüştü. İnsanlar birbirine daha yakın duruyor, daha çok gülümsüyordu. Çünkü “seni anlamıyorum” demek ortadan kalkmıştı. Bilgi akışı inanılmaz bir hıza ulaşmıştı; internetteki her makale, her video artık herkes için ortak ve ulaşılabilirdi. Sanki insanlık, binlerce yıllık bir suskunluktan sonra ilk kez gerçekten birbirini dinlemeye başlamıştı. Ancak gün ilerledikçe bu büyük kolaylığın içinde bir tuhaflık hissetmeye başladım. Akşamüzeri bir kafede otururken, masadaki insanların konuşmalarına kulak misafiri oldum. Her şey o kadar anlaşılır ve o kadar aynıydı ki, konuşmaların içindeki o eski gizem ve merak duygusu kaybolmuştu. Eskiden bir yabancıyla konuşurken onun aksanındaki o farklı tınıyı, kendi diline has deyimlerini ve sesindeki o kendi bölgesine has yapıları,aksanları ve kültürleri duymak büyük bir zenginlikti. Şimdi ise herkes aynı kalıpları, aynı kelimeleri kullanıyordu.
Dünya artık çok daha pratik ve sorunsuz bir yerdi; yanlış anlaşılmalar bitmiş, ticaret kolaylaşmış ve eğitim sınırları kalkmıştı. Fakat eve dönerken raflarımdaki eski kitaplara baktığımda bir şeyi fark ettim: O binlerce farklı dilin beraberinde getirdiği binlerce farklı bakış açısı, tek bir dilde eriyip gitmişti. Artık birbirimizi çok iyi anlıyorduk ama anlatacak heyecan verici, farklı bir hikâyemiz kalmamış gibiydi. Bir yandan dev bir aile olmuştuk, bir yandan da benzersizliği kalmamış insanlar topluluğuna dönüşmüştük.
