Jean-Jacques Rousseau’nun “İnsan özgür doğar ama her yerde zincire vurulmuştur.” sözü bence insanlığın en derin gerçeklerinden birini anlatıyor. Hepimiz doğduğumuzda özgürüz; kimse bizi yönlendirmiyor, ne düşüneceğimizi ya da nasıl davranacağımızı söylemiyor. Çevremizde olanlardan bihaber, bir tek temel ihtiyaçlara ihtiyaç duyduğumuz bir vaziyetteyiz. Ama büyüdükçe fark ediyoruz ki hayatımız görünmez kurallarla dolu, çünkü hepimiz yaşadığımız toplumun bir parçası haline geliyoruz. Jean-Jacques Rousseau’nun ünlü sözünde bahsettiği zincirler, çevremizin bizden yana olan beklentileri ve toplumsal normlar için kullanılmış bir metafordur.
Çocukken içimizdeki özgürlük duygusu çok güçlüdür. İstediğimiz gibi konuşur, güler, hatta ağlarız. Kimse bize “böyle yapma” demez. Ama yaş aldıkça “ayıp”, “yanlış”, “uygunsuz” gibi kelimelerle tanışırız. “Bunu söyleme, yanlış anlaşılır.”, “Bu yaştan sonra bunu yapman mümkün değil.” gibi cümleler hayatımıza girer. Bu sözler çoğu zaman kötü niyetten uzak kullanılsa ve toplumsal düzeni sağlamada bir hayli başarışı olsa da yavaş yavaş bizi biz olmaktan uzaklaştırır. Çünkü bu sözler başta insanın kendini dışarıya nasıl yansıttığını değiştirirken zamanla onu o yapan özelliklerini kaybetmesine sebep olur. Artık davranışlarımızı kendi isteğimizle değil, başkalarının beklentilerine göre belirleriz. Çünkü insan hep toplumun bir parçası olmak, ve diğerleriyle uyumlu olmak ister. Bu bazen öyle bir seviyeye gelir ki hepimizin bambaşka dünyalar olduğunu unuturuz. Kaynaşamama ve onay alamama korkusu, işte tam olarak toplumun bize vurduğu bu zincirlerden kaynaklanır ve insanın doğuştan gelmiş olan o özgürlüğünü küçük ama etkili adımlarla yok eder.
Rousseau’nun dediği zincir aslında tam olarak budur: toplumun görünmez baskısı. Nietzsche’nin “Özgürlük, insanın kendine karşı sorumluluk alabilmesidir.” sözü de anlamlıdır, ama bana göre özgürlüğü çok bireysel bir açıdan ele alıyor. Çünkü insan her zaman kendi kararlarını alamaz. Bazen başkalarının baskısı, insanın önüne set çeker. Örneğin bir genç düşünelim: sanatla ilgilenmek istiyor ama ailesi “Doktor olmalısın.” diyor. Bu durumda o genç kendi yolunu seçemiyor. Yani özgürlük, yalnızca kendine karşı sorumlu olmak değil, başkalarının koyduğu zincirleri fark edip onlardan kurtulabilmektir.
Görünmez zincirlerimizle ilgili bir başka güzel örnek de hayalinin peşinden koşmak istediği halde “içinde bulunduğu şartlar” dolayısıyla bunu gerçekleştirmesinin uygun olmadığı düşünülen kişilerin içinde bulunduğu durum. Çoğu zaman hiç başlayamazlar bile, hatta kimseye de bahsetmezler. İçlerinde bir sır olarak saklarlar. Oysaki özgürlük, başkalarının özgürlüğünü ve haklarını kısıtlamadan istediğini yapabilmek değil miydi? Artık insanlardan tepki almasak bile olası ihtimalleri düşünerek kendi kendimizi kısıtlıyor, kendi zincirlerimizi kendimiz oluşturuyoruz.
Rousseau’nun sözü bana göre bugün hâlâ geçerliliğini koruyor. İnsan doğası gereği özgürdür; ancak toplum, eğitim sistemi, aile ve sosyal baskılar bu özgürlüğü kısıtlar. Zincirler görünmez olabilir ama etkileri çok derindir. Gerçek özgürlük, bu zincirleri fark edip onlara karşı durabilmekle başlar. Belki tamamen özgür olamayız ama neden özgür olmadığımızı anlayabiliriz. Bence bu farkındalık bile, insanın zincirlerini biraz gevşetir.
