Otobüsten indiğimde hava, beklediğimden çok daha karanlıktı. Dolunayın ışığı sislerin ardına gizlenmişti. Sokak lambasının titrek aydınlığında bir an durup etrafa bakarken, içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi. Normalde kalabalıktan adım atılamayan durak bomboştu; tek bir insan bile yoktu. Oysa bulunduğu yer oldukça işlek sayılırdı. Yine de durağın kendisi kuytu bir köşedeydi ve geceleri pek güvenli sayılmazdı.
Kafamın içinde düşünceler birbirine dolanmıştı; öyle ki bir an için nereye gittiğimi bile unuttum. Tam o sırada sokak lambaları birer birer söndü. Yanından geçtiğim ormandan garip sesler yükselmeye başladı. Hayatımda hiç bu kadar korkmamıştım. Adımlarım hızlandı, kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi çarpmaya başladı. Ansızın ormandan uzanan bir el bacağımdan yakaladı ve beni karanlığın içine doğru sürükledi. Gözlerimi açtığımda her şey bulanıktı. Algım kapalıydı; başımın üzerinde bir ağırlık varmış gibi hissediyordum. Kulaklarımda arkadaşlarımın sesleri çınlıyordu ama bu, alışık olduğum neşeli kahkahalar değildi. Sesleri korku ve endişeyle titriyordu. Önümdeki manzarayı seçebildiğimde dehşetim katlandı: Arkadaşlarım da benim gibi sandalyelere bağlanmış, ne olduğunu anlamaya çalışıyordu.
Onlara doğru ilerlemeye çabaladığım sırada tiz bir siren sesi duyuldu. Ses kesilmiyor, giderek artıyordu. Derken bir anda alarmım çaldı. Gözlerimi açtığımda hâlâ az önce yaşadıklarımı anlamlandırmaya çalışıyordum. Meğer o korku dolu anların hepsi kötü bir rüyadan ibaretmiş. Derin bir “oh” çektim. Yüzümde, kendi korkumla alay eden hafif bir gülümsemeyle okul için hazırlanmaya başladım. Hiçbir sabah okula gitmek beni bu kadar mutlu etmemişti.
Okula vardığımda ise arkadaşlarımın yüzündeki tuhaf ifade dikkatimi çekti. Her sabahki gibi sohbet etmiyor, sıralarında sessizce oturup yere bakıyorlardı. Yanlarına gidip gece gördüğüm rüyayı anlatınca gözleri fal taşı gibi açıldı. Çünkü onlar da aynı gece benzer rüyalar gördüklerini söylediler. Hepimiz donup kaldık. Akşam olduğunda merakımıza yenik düştük. Hep birlikte rüyamızdaki durağa gittik ve aynı yoldan yürüdük. Ancak hiçbir tuhaflıkla karşılaşmadık. İçimizi rahatlatmak istercesine olan biteni dolunaya bağladık ve evlerimize dağıldık. Yaşadıklarımızı —ya da gördüklerimizi— unutmaya karar verdik.
