Böyle günlerde parmağımı kaldırasım bile olmuyor diye kendi kendime düşündüm. O sabah ofiste melankolik bir hava vardı, bende bundan payımı almıştım ne de olsa kış vakti henüz hava kapkaranlıkken işe gelmek ve çalışmak yorucuydu. İç çekerek masamın başına geçtim her ne kadar ortamdaki üzüntüyü normal bulmamıştım çünkü çok sıkı fıkı olduğum arkadaşım Cihat bile selam vermemişti ve yanına gittiğimde yalnızca bana sert bir bakış atmış ve bilgisayarına dönmüştü. Bugünkü enerji kaybının sebebini bilse bilse Beste bilirdi. Onunla tanışalı yaklaşık bir buçuk yıl olmuştu, işe başladıktan hemen sonra bir projede ortaklaşa çalışmıştık ve bu vesileyle yakınlaşıp iyi arkadaş olmuştuk. Gerçi Beste’ye karşı arkadaşlıkta olmayacak kadar güçlü bir sevgi duyduğumun farkındaydım ama bakışları bana karşı aynı duygulara sahip olmadığını çok net gösteriyordu. Ah, onun o güzel ve acımasız gözleri yok mu! Duyguları ile değişen bakışları, ela renkli irisi ile anlattığı hikayeler ve onları okumak o kadar keyifliydi ki hayattaki tek dileğim onları izleyerek uyumak haline gelmişti. Maalesef bu isteğim uç bir rüyadan fazlası değildi. Bunları düşünürken yüzümde acı tatlı bir gülümseme belirmişti ama ben bunu fark edemeden Beste’nin masasına varmıştım ve onunla neden sabah karşılaşmadığımı anladım, görmeyi umduğum o derin gözlerin yerinde boşluklar vardı, Beste bugün işe gelmemişti; bunun sebebini kasvetli bir halde sorgularken telefonumdan bir bildirim sesi geldi, “Babamı kaybettik.” Diye bir mesaj atmıştı Beste, normalde mesajlaşırken imla kurallarına ve noktalamaya dikkat etmeyen Beste bu mesajı mükemmel bir Türkçe ile yazmıştı, o an ufak bir şok geçirdim ve bu söylediğinin gerçek olmaması için dua ettim. Hasan abi hayatım boyunca tanıştığım en ahlaklı ve temiz insanlardan biriydi. Onunla tabi ki Beste sayesinde tanışmıştım, yaklaşık altı ay önce bir iş günü çıkışı Besteyi evine bırakmam gerekmişti çünkü birkaç gündür aküsünü şarj etmesi gerekiyor ama o üşeniyordu ona kapıya eşlik ederken aramızda şakalaşıyorduk ve ufak kıkırtılar halinde mutluluğumuzu dışarıya vuryorduk demek yanlış olmaz, Hasan Abi de bizim gülüşmemizi duymuş olmalı ki kapıyı açtı ve onunla göz göze gelince yüzünde bir tebessüm belirdi ve beni yemeğe çağırdı, eve girerken aklımdan çok şey geçmemişti ama sandığımın aksine Hasan abi yemeğe oturur oturmaz beni küçük bir sorguya çekti anladığım kadarıyla Bestenin erkek arkadaşı olduğumu sanmış bunu fark ettiğimde stres olmadığımı söylemek yalan olur, nede olsa sevdiğim kızın babası benı ona yakıştırmış olacak ki aramızda bir şeylerin döndüğünü düşünmüş. Yemekten çıktığımda sırtım terden sırılsıklam olmuştu ve kaçarcasına arabama hızlı hızlı adımlamaya başladım, bir an önce eve gidip sakinleşmem gerekiyordu. O akşam olanlardan sonra Hasan abi Besteden telefon numaramı almış ve benimle düzenli olarak mesajlaşmaya başlamıştı. Ona kızına karşı olan duygularımı anlatmak istiyordum ama bunu hoş karşılayacağını sanmamıştım, işin sonunda beni görür görmez ne olduğumu anlamak için sorgulayan oydu. Besteden gelen bir başka mesaj ile gelen bildirimle gerçekliğe döndüm, “Cenaze töreni yarın sabah yapılacak, Babam senin orada olmanı isterdi, lütfen gelmeyi unutma.” Mesajı gerçekten ümitsizce yazılmış gibi hissettiriyordu. O an ona söylemek istediğim pek çok şey vardı ama kendimi tutmam gerekiyordu, sadece “Kaybın için üzgünüm” diye cevap vermeye gücüm yetti içimden “Bunu şimdiden çok kez duymuştur” diyerek kendi kendime kızdım. Ertesi sabah erkenden kalktım, dün yaşadığım şoktan sonra araç kullanacak enerjiye sahip değildim, bu yüzden otobüs durağına gittim ve beklemeye başladım, aklımdan geçen tek şey Beste idi, güçlü bir kişiliğe sahip olmadığını biliyordum ve onu bu durumdan en az zorlukla çıkarmak için ne yapabileceğimi çözmem gerekiyordu. Ben derin düşüncelere dalmışken otobüs durağa vardı ve kapılarını acıklı çığlıklar ile açtı, sabahın bu erken saatinde otobüste nereyse hiç kimse yoktu, hemen akbili basıp oturacak bir yer buldum. Koltukta hunharca düşünerek beynimi tüketiyordum ama yorgunluğum ve dün geçirdiğim şok sebebiyle aradığım cevabı bir türlü bulamıyordum. Beyin fırtınası sırasında dışarıyı gözlemlemeye şansım olmamıştı. Otobüsten indiğimde hava beklediğimden daha karanlıktı. Sokak lambasının altında durup etrafa bakarken içimde açıklayamadığım bir huzursuzluk belirdi ve terlemeye başladığımı hissettim. Fırtınadan önceki sessizlik gerçekten korkutucuydu, sahi dün ve bugün şimdiye kadar olması gerekenden çok daha az olaysız geçmişti, bunun farkındalığı beni korkutuyordu ama güçlü olmam lazım gelmişti Beste için güçlü olmalıydım. Telefonumu çıkarıp Beste’nin gönderdiği konuma yürümeye başladım. Yolda aklımdan geçen hiçbir düşünceyi hatırlamıyorum ve önemli olduğunu da sanmıyorum bu yüzden es geçmemizin bir problem olacağına inanmıyorum. Gerçi bu kadar dalgın bir biçimde yürümek hiç kimsenin yararına olmamıştır, doğal olarak ben de yolda birine çarptım. Özür dilemek bile aklıma gelmemişti, yoluma devam edecektim ki bir anda arkamdan zayıf bir ağlama sesi duydum. Sesi tabi ki anında tanıdım, arkamı döner dönmez Beste’nin kızarmış gözlerini ruhuma sapladığı derin bakışlarını gördüm. Kendini ağlamamak için sıktığı kolayca anlaşılıyordu, ben arkamı dönünce titrek bir sesle “Merhaba” demiş ve dudaklarını bir daha açmayacakmış gibi kapamıştı. O an dürtüsel bir hareketle Beste’ye yaklaştım ve başını kollarımın arasına alıp “İyi Olacaksın.” Cümlesini tekrar tekrar fısıldadım. Kazağımın kollarından nem hissetmeye başlamıştım, ağlamasının ona yardımcı olacağının farkındaydım, 15-20 dakika kadar sokağın ortasında sessizce durduk, onun gözlerinden yaşlar ve beynimden düşünceler akıp gidiyordu. Güçlü kalması için ona yalvarıyordum, kendini tam olarak toparlayamamıştı ama en azından birkaç cümle kurabilecek kadar gücünü toplamıştı hatta kendi haline gülüyordu ki bu şu an hissedebileceği en iyi duyguydu. Bu trajikomik olaydan zarzor çıkıp törene son anda yetişebilmiştik. Tören sonrası Besteyi yalnız bırakmak istememiştim ama annesini yanında görünce içime yeni bir rahatlık doğmuştu, ona yardım edebilecek benden yakın birine hiç olmazsa önümüzdeki birkaç gün sahip olacaktı. Beste sonraki hafta perşembeye kadar işe gelmedi ama her iş çıkışı evine uğruyor ve sağlıklı olduğundan emin olmak için onunla “iş hakkında” ufak bir sohbet ediyordum. Cenaze sonrası işe geldiği ilk gün enerjisini yüksek tutmak için her fırsatta masasını ziyaret ediyor küçük iltifatlarla dikkatini dağıtmayı deniyordum. Bu durum bir buçuk hafta kadar devam eti, çok ileri gitmek istemiyordum çünkü çoktan kaybını ve duygusal zayıflığını kendime avantaj olarak kullanıyormuş gibi hissediyordum. Ona karşı sevgimi açığa vurmadan bu şekilde davranmam daha da yanlış geliyodu. Birkaç gün bu vicdan azabı ile kendimi kötüleyip durdum ama bu mücadele bana gerçekten yapmam gerekeni göstermişti. Vazifemin farkına vardıktan hemen sonra onu nasıl gerçekleştireceğimi planlamaya koyuldum. Asla şaşalı bir aksiyon ilan-ı aşk etmeyecektim ancak bunu herhangi bir yerde de yapamayacağımı biliyordum. Tam olarak nasıl bu sonuca vardığımdan emin değilim ancak başımızdan geçen olaylar ve yoğun düşüncelerle geçen uykusuz bir gece sonrası, hayatımın müstakbel dönüm noktası olan bu olayın Beste’yle ilk kez gerçek bir bağ kurduğumu hissettiğim O otobüs durağında gerçekleşmesi gerektiğine karar verdim. Yatağımdan kalkar kalmaz telefonu elime aldım ve Beste’ye ufak bir mesaj attım “ Seninle konuşmam gereken ve aklımı tanıştığımızdan beri kurcalayan bir mesele var. En yakın boş olduğun zamanda seninle baş başa kalmam gerekli. Umarım anlayışlı olursun.”. Bu mesajdan sonra Beste’nin yüzüne bakmaya utandığımı rahatça söyleyebilirim ne de olsa onunla Cuma akşamı iş çıkışı buluşana kadar olabildiğine ondan kaçmıştım. O akşam (ki onu bugüne dek unutamam) Beste bana hiçbir işinin olmadığını söylemiş ve hatta buluşmakta istekli görünmüştü, ben de taşıdığım yükten iyice bezmiştim ve artık çekingenliği bırakmanın vaktinin geldiğini anlamıştım. Bu kadar yol gelip geri dönmekte olmazdı bu yüzden Beste’yi koluma takıp en yakın otobüs durağına doğru sürükledim. Planım ve ona bağlılığım başka türlüsüne izin vermezdi zaten ve planım doğrultusunda durağa varana kadar Beste’nin dikkatini asıl meseleden biraz uzaklaştırmam gerekiyordu. Nereyse dikkat dağıtıcı bir konuşma bulamayacakken dostum Cihat sanki zihinlerimiz bağlanmış gibi beni aradı ve şirketin yeni açılacak bir departmanından bahsetti, bu işin beni ilgilendiren kısmı ise hikaye ile gerçekten bağlantısız ve anlatılması gereken apayrı bir olaydan geçiyor. Cihattan gelen yeni haber sayesinde Beste’yi oyalamayı başarmış ve onunla duygusal konulara girmeden sağsağlim durağa ulaşmıştım. Otobüsten indiğimizde Beste’nin etrafa bakındıktan sonra yüzünün çöktüğünü gördüm. O an pişmanlıkla doldum, babasının cenaze töreninden önce son kez ağladığı yeri neden seçmiştim ki? Bir anda tören gününde Beste’ye sarıldığım an aklıma geldi ve “onu bir kere (az da olsa) rahatlatabildiysem, bu sefer güldürmek pek zor olmamalı “diye kendi kendime düşündüm. Bütün bunlar saniyeler içinde gerçekleşmişti ve Beste’nin ağzını soru iması ila açtığını gördüğümde hemen karşısına geçip bir elimle ağzını kapayıp diğer elimle elini tutum. Kalbim büyükçe davullar gibi güm güm atıyordu, kekelememeyi umarak birkaç gecedir kendi kendime söylediğim kelimeleri tekrar etmeye başladım, “ Öncelikle senden özür dilemek istiyorum, ne de olsa buraya yeniden gelmenin senin için kolay olacağını düşünmedim ama izinle senden biraz bencilce bir istekte bulunacağım.” Bunları söylerken Beste’nin elini sanki sonsuza dek tutmak istiyormuş gibi sıkmaya başlamıştım “ Tanıştığımız günden beri sana karşı anlatmaya kelimelerin yetmeyeceği bir sevgi besliyorum.” Beste ağzını elimden kurtarmıştı “ Ve bu yoğun duygunun basit sevgi kavramına sığabileceğini sanmıyorum.” Ellerim titremeye başlamıştı ve ben kekeliyordum “ Beste, değerli dostum, sana karşı olan duygularımı en iyi anlatacak kelime aşktır. Asla bana karşı duygularının bu yönde olabileceğini düşünmedim ancak bu duygu yükünü taşımaktan yorulmuştum.” Beste göz bebeklerimi süzüyor ve tek kelime etmiyordu “Senden nazik bir ricada bulunacağım, istemesen bile bu duygularıma karşılık vermeyi deneyebilir misin?” Beste’nin elini bırakmıştım ve kalbim patlayacakmış gibi hissediyordum hiç beklemediğim bir anda Beste kollarını sırtıma doladı ve başını omzuma koydu, hemen sonra “ Evet.” diye fısıldadı. İşte benim mutluluğa ulaştığım an buydu ve şu anda omzumda uyuya kalmış karım Beste ile bu satırları yazmak kadar bana keyif veren hiçbir şey yok.
Durak
(Visited 3 times, 3 visits today)
