duyduğum ses

Bir sabah uyandığımda herkesin iç sesini duyabildiğimi fark ettim.

Önce annemin sesi geldi kulağıma. Oysa mutfaktaydı, arada bir tabak çanak sesi geliyordu sadece. Ama kafamın içinde onun sesi netti:
“Kahvaltıyı hazırlayayım da geç kalmasın yine. Keşke biraz daha yardım etse. Yoruldum artık.”

Donakaldım. Kapıyı açmadan önce bekledim, duymaya devam ettim. Kardeşim odasında:
“Bugün sınav var. Kesin Mahir benden yüksek alır yine. Ama ben çalıştım, bu sefer olacak.”

Sokakta yürürken her adımda yeni bir ses. Görünüşte herkes sıradandı ama zihinleri fısıltılarla doluydu. Ya pişmanlık, ya öfke, ya da bastırılmış arzular… Bir adam önümden geçti:
“Şu patrona bir şey diyebilsem. Onun da çocuğu var mı acaba? Benimkini dün göremedim bile.”

Kafam zonklamaya başladı. Onlarca ses, hepsi aynı anda konuşuyor gibiydi. Kimse susmuyordu. Kafamın içi kalabalık bir meydan gibiydi. Kaçacak yer yoktu.

Okula vardığımda bir şey denedim. Sınıftaki herkesin yüzüne tek tek baktım. İçlerinden geçenleri duymaya çalıştım. En sessiz duran çocuk bile içinden bağırıyordu:
“Keşke biri fark etse beni. Herkes beni görünmez sanıyor.”

O an anladım: İnsanlar söylediklerinden çok daha fazlasını içlerinde taşıyor. Ve bu sesler—dile getirilmeyen korkular, istekler, itiraflar—sessizlikten daha gerçekti.

Ama dayanılmazdı. Akşam olduğunda anneme bakıp sadece şunu düşündüm:
“Lütfen sus, lütfen biraz sessizlik.”

O da sustu. Ama sadece dışarıdan. İçerideki sesi hâlâ duyuyordum.
“Yorgun görünüyorsun, iyi misin oğlum?”

Gülümsedim. Gerçeği söylemedim. Artık ben de iç sesimi susturmayı öğrenmiştim. Çünkü bazı şeyleri duymamak, bilmekten daha iyiydi.

(Visited 5 times, 1 visits today)