DUYGU ŞEHRİ

Sabah uyandım. Pencereden dışarı baktığımda herkesin yüzü rengârenkti. Kimi sarı, kimi yeşil, kimi kırmızı, kimi ise pembeydi. Hemen üstümü giyinip dışarı çıktım. Zaten sadece bir göz atacak­tım. O zaman da yatağıma geçip daha yeni uyanıyormuş gibi yapabilirdim. Bu biraz yalana girer ama neyse.

Dışarı çıktığımda bir köpek, bir insanı yakalamaya çalışıyordu. İnsanın yüzü mordu. Galiba mor renk korkuyu andırıyordu. Okulun önünden geçerken o bulanık pencereden bir öğretmenin yüzü kırmızı, önünde duran öğrencinin yüzü ise köpekten kaçan adam gibi mordu. Diğer bulanık pencereden ise sınav yapan çocukların yüzleri mavi ve turuncuydu. Bence mavi endişeli, turuncu ise kendini beğenmiş, uydura uydura sınav yapan öğrenciler olabilirdi.

Yoluma devam ettim. Otobüs durağında bir adam telefonla mesajlaşırken sinirden patlayacak gibiydi. Yüzü bordoydu. Oradan uzaklaşmak istedim. Çünkü daha fazla sinirlenirse bir gorile dönüşebileceğini ve bütün dünyayı yıkabileceğini düşündüm. Bu yüzden oradan uzaklaşıp içimde hangi duygu olabileceğini düşünmeye başladım. “Bence bu… bu… evet, aşırı sinirlenmek olabilir.” dedim içimden. İlk başta biraz geveledim çünkü patlama hissi mısır patlaması gibiydi. Kısaca sonuna hep “hissi” kelimesini koyduğumda anlamsız oluyordu.

Adamla aynı otobüse bindik. Onun yüzüne bile bakmadım ve eve gittim.

(Visited 4 times, 1 visits today)