Bir gün uyandığımda başımın üstünde bir ışık fark ettim. Rengi maviydi. Ailemdeki herkesin üstünde de aynı mavi ışık vardı. Bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum ama içimde garip bir sakinlik hissi vardı. O gün arkadaşlarımla buluşacaktım ve çok heyecanlıydım. Hazırlanırken ışığımın yavaş yavaş sarıya döndüğünü fark ettim. Onlarla buluştuğumda ise tamamen sarı olmuştu. Çoğu arkadaşımın ışığı da sarıydı. Demek ki heyecan ve mutluluk sarıydı fakat bir arkadaşımın ışığı morduydu. Oldukça gergin görünüyordu. Yanına gidip nedenini sordum. Yarın bursluluk sınavım var çok gerginim dedi. O an morun kaygıyı temsil ettiğini anladım.
Bir başka arkadaşımın ışığı ise kırmızıydı. Nedenini sorduğumda kardeşim beni çok sinirlendirdi dedi. Kırmızı öfkeydi. Artık emindim. İnsanların o anki ruh hâline göre başlarının üstündeki renk değişiyordu. Ve bunu sadece ben görebiliyordum. Başta bunu eğlenceli buldum. Herkesin ne hissettiğini anlamak harika bir şeydi ama zamanla işler değişti. Bazı arkadaşlarım beni köşeye sıkıştırıp o şu an ne düşünüyor diye sorarak beni zorlamaya başladı. Bazılarının ışığı siyaha dönüyordu. Siyahın bana karşı duydukları nefreti gösterdiğini fark ettim.
Bu durum beni yormaya başlamıştı. Artık insanların gerçek yüzlerini renklerle görmek ağır geliyordu. Sonunda karar verdim ve okulumu değiştirdim. Bu kadarı fazlaydı. Yeni okulum bana iyi geldi. Daha anlayışlı arkadaşlar edindim. Kimse beni köşeye sıkıştırmadı. Işıkları hâlâ görüyordum ama artık onlara yük gibi bakmıyordum çünkü şunu öğrenmiştim: Her duyguyu bilmek zorunda değilsin. Bazen görmemek insanı daha huzurlu yapar.
