Bir sabah uyandığınızı düşünün. Gözlerinizi, bir şeyin eksik olduğunu fark ediyorsunuz. Ama ne? Duygularınız! Artık sevgi, öfke, korku, mutluluk ya da üzüntü hissetmiyorsunuz. Ne yakınlarınız, ne arkadaşlarınız, ne de aile üyelerinizle hiçbir bağınız kalmamış. Her şey soğuk ve boş. Bir anda, duygusal bağlarımız kaybolmuş.
Eğer böyle bir durum olsa, toplumda her şey değişirdi. Öncelikle, insanlar arasındaki ilişkiler tamamen farklı olurdu. Aileler birbirlerine yabancılaşır, arkadaşlıklar anlamını kaybederdi. Hiç kimse kimseyi sevmezdi, ya da hiç kimse kimseye öfkelenmezdi. Çünkü duygusal bağların olmadığı bir dünyada, insanlar sadece mantıklı şekilde birbirleriyle iletişim kurardı. Ama o da çok soğuk ve yapmacık bir şekilde olurdu.
İlişkilerdeki bağlar kaybolduğu için insanlar birbirlerine gerçekten değer vermezdi. Ebeveynler çocuklarına sadece temel ihtiyaçlarını karşılamak için ilgilenirdi, sevgisiz ve duygusuz bir şekilde. Çocuklar da ebeveynlerinden aynı şekilde davranmalarını beklerdi. Arkadaşlıklar da öylesine var olurdu, kimse kimseyle gerçekten bağ kurmaz, sadece birlikte vakit geçirip ayrılırdı.
Bütün bu değişiklikler toplumsal yapıyı da etkilerdi. İnsanlar, sadece çıkarları için bir arada olurlardı. İş yerlerinde ya da okullarda insanlar birbiriyle yalnızca işlerini halletmek için iletişim kurar, kimse kimseyle kişisel duygusal paylaşımlar yapmazdı. Okullarda, öğretmenler ve öğrenciler arasında da bir bağ kalmazdı. Sadece ders anlatılır, ödevler yapılır ve sınavlar geçirilirdi. İletişimde duygu kalmadığı için, her şey çok mekanik bir hale gelirdi.
Tabii ki, toplumun değer yargıları da değişirdi. Birine yardım etmek, ya da onunla empati kurmak, tamamen anlamsız hale gelirdi. İnsanlar, birbirlerine sadece mantıkla yaklaşır, “Benimle neden ilgileniyorsun?” yerine “Bunu yapmalıyız çünkü böyle olması gerek.” gibi cümleler kurarlardı.
O günün sonunda, insanlar birbirlerinden tamamen yabancılaşmış bir şekilde eve dönerdi. Kimse kimseyi özlemez, kimse kimseye mutlu olma ya da üzülme dileklerinde bulunmazdı. Duyguların olmadığı bir dünyada, sadece hayatta kalmak, işlerini yapmak ve hayatı sürdürmek kalırdı. Ama bir şey eksikti, o da gerçekten “insan” olmamız için gerekli olan duygulardı.
