Duyguların Renklerle Görülebildiği Bir Şehir

   Bir sabah yaşadığım şehrin farklı olduğunu fark ettim. Bu şehirde insanların duyguları renklerle görünüyordu. Sokakta yürürken herkesin etrafında hafif bir ışık vardı. Mutlu olanlar parlak sarı, üzgün olanlar soluk mavi, öfkeli olanlar koyu kırmızı renkteydi. Heyecanlı insanlar ise mor bir ışıkla parlıyordu.

  Okula giderken otobüste insanların renklerini dikkatle izledim. Yaşlı bir adamın etrafında huzurlu bir yeşil vardı. Sanki içi sakindi. Küçük bir çocuğun rengi açık maviydi, gözleri etrafı incelerken merakla parlıyordu. Bu renkler sayesinde insanların ne hissettiğini anlamak çok kolaydı. Kimse “iyiyim” deyip geçemiyordu, çünkü duygular saklanamıyordu.

  Okulda genelde neşeli olan bir arkadaşımın etrafının gri olduğunu gördüm. Bu beni şaşırttı. Hemen yanına gidip onunla konuşmaya başladım. Gerçekten de üzgün olduğunu söyledi ama kimse fark etmemişti. Eğer rengini görmeseydim belki ben de fark etmeyecektim. Onu dinledim, yanında olduğumu hissettirdim. Bir süre sonra etrafındaki gri renk yavaş yavaş açık maviye döndü.

  Akşam eve dönerken insanların renkleri daha yumuşaktı. Günün yorgunluğu şehre pastel tonlar gibi yayılmıştı. O an şunu düşündüm: Eğer gerçek hayatta da duygularımız görünür olsaydı, belki daha anlayışlı olurduk. Kimsenin içindeki fırtınayı küçümsemez, kimsenin sessizliğini yanlış yorumlamazdık.

  Bu şehir bana önemli bir şey öğretti: Empati kurmak için aslında renklere ihtiyacımız yok. Biraz dikkat, biraz anlayış ve biraz da kalpten dinlemek yeterlidir. Empati, hayatı gerçekten güzelleştirir.

(Visited 2 times, 1 visits today)