Perdenin küçük aralığından içeri girmeyi başaran güneş ışığının beni uyandırmasına sinirlenerek kalktım. Telefonumu elime aldım ve bugünün Cumartesi olduğunu hatırlayarak neşelendim. Fakat bir gariplik var gibiydi. Saat bu kadar geç olmasına rağmen annem ne beni kaldırmaya gelmişti ne de kalkmam için bana bağırıyordu. Bunun yanı sıra babamın günlük rutininin önemli bir parçası olan sabah haberlerinin sesi evin içinde yankılanmıyordu. Sanki evde bir tek ben vardım.
Aniden kalktım ve salona girdim. Babam ve annem yemek masasında oturmuş sessizce kahvaltı yapıyorlardı. İkisinin de yüzünde tek bir duygu yoktu ve öylece yemek yiyorlardı. Benim içeri girmem umurlarında bile olmadı. ‘Anne… Baba… iyi misiniz? Ne oluyor?’ sözleri ağzımdan çıktı. Hiçbir tepki gelmedi. Sözlerim adeta duvarlara çarpıp bana geri döndü. Hiçbir şey anlam ifade etmiyordu.
Ne yapacağımı bilmez bir halde öylece dikilirken birden zil çaldı. Koşarak kapıyı açtım ve kapıcımızı karşımda buldum. Yardım umuduyla annem ve babamın durumunu anlatmaya başladım fakat adamda da bir gariplik vardı. Anlattıklarım karşısında hiçbir tepki vermedi. Sözüm bitince sadece ‘Anladım.’ dedi ve siparişlerimizi elime tutuşturup merdivenlerden hızla indi. Kapıyı kapatamayacak kadar şaşkındım. Korku ve endişeyle sarmalanmıştım. Bu evde daha fazla kalamazdım.
Montumu kapıp aceleyle dışarı çıktım. Tam o sırada aklıma en yakın arkadaşım geldi. Belki o bana yardım edebilirdi. Merdivenlerden inerken titreyen ellerimle arkadaşımı aradım. Telefon açıldığında konuşmasına fırsat vermeden bir şeyler gevelemeye başladım. Tüm olanları anlattım fakat karşı taraftan gelen cevap yine aynıydı: ‘Anladım’. Korkum artık öfkeye dönmüştü. ‘Anladım? Bu kadar mı söyleyeceklerin?’ diye bağırdım ve sokakta sesimin yankılanışını dinledim.
Telefonu öfkeyle kapattım ve sabahtan beri içinde olduğum bu durumun düşündüğümden daha kötü olduğunu fark ettim. Bu gariplik sadece annemle veya babamla, kapıcımızla veya arkadaşımla ilgili değildi. Sorun herkesteydi. Sokağın ortasında korkuyla dikilirken, ruhsuzca yürüyen insanları gördüğümde buna emin oldum. Kimse birbirine günaydın demiyor, hatta yüzüne bile bakmıyordu.
Neler oluyordu? Bu bir şaka mıydı? Neden bir tek bana bir şey olmamıştı? Aklımdan binlerce soru geçiyordu. Birden başım dönmeye başladı. Yer ayağımın altından kayıp giderken dengemi kaybedip yere düştüm. Gözlerimi kapadım ve dünya bir anlığına karardı.
Gözümü tekrar açtığımda terler içinde yatağımda uyandım. Kalbim hızlı ve sert bir şekilde atıyordu. Her şeyin bir kâbus olduğunu umarken içeriden annemin sesi geldi: ‘Eğer beş dakika içinde kalkmazsan çok kötü şeyler olacak!’. Rahatlama hissi ile hafifçe gülümsedim. Her şey sadece bir kabustu. Sadece bir kâbus…
