Her şey odamı dolduran o garip ışıkla başladı. Saatin tam 03.17 olduğu o gece, dışarıda ne rüzgâr vardı ne de araba sesi. Sanki dünya bir anlığına nefesini tutmuştu. Perdelerden sızan ışık ne aya ne de sokak lambasına benziyordu. Canlı gibi titriyor, duvarlara tuhaf gölgeler düşürüyordu. Meraktan yataktan kalkıp pencereye yürüdüm. Kalbim yerinden fırlayacak gibi atıyordu. Pencereyi araladığımda karşıdaki binanın çatısında parlak, metalik bir küre gördüm. O küre sessizce havalandı ve yavaşça benim bulunduğum pencereye doğru yaklaşmaya başladı.
Korkudan geri çekilmek istedim ama ayaklarım sanki yere yapışmıştı. Küre pencerenin önünde durduğunda ışığı daha da arttı ve odam tamamen aydınlandı. İçimde hem korku hem de büyük bir merak vardı. Kürenin içinden ince bir uğultu geliyordu. Bir anda odamın ortasına indi ve ışığı biraz azaldı. O sırada kafamın içinde bir ses duydum. Bu ses, bana zarar vermek istemediğini söylüyordu.
Ses, yaşadığım yerin sandığım kadar sıradan olmadığını anlattı. Bu kasabanın çok eski zamanlardan beri gizli olaylara sahne olduğunu, seçilen bazı kişilerin bu sırları öğrenebildiğini söyledi. Benim de artık bu kişilerden biri olduğumu fark ettim. Küre yavaşça kaybolurken odada derin bir sessizlik kaldı. O geceden sonra hayatım tamamen değişti.
