Gözlerimi açıp tavanı izledim. Bu aralar uyumak daha da zorlaşmıştı. Tam rahat bir pozisyon bulmuşken kapı çalındı. Yatağımdan kalkıp kapıyı açtığımda karşımda kendimi gördüm. Konuşmama fırsat vermeden kim olduğunu açıkladı; kendisini “dünün ben”i olarak tanıttı.
Bunun bir şaka olduğunu düşünüp kapıyı yüzüne kapatmayı geçirdim içimden, ama vazgeçtim. En kötü ne olabilirdi ki? “Dünün ben”i koltuğa oturdu ve bana baktı.
“Tamam.” dedim “Geçmişten geliyorsun, neden geldin?”
Dünden geldiği için aslında çok bir şey yaşanmadığını söyledi. Ama bu nasıl mümkün olabilirdi? Eğer geçmişteki ben geleceğe geldiyse şu anki benim de bir gelecekte olmam gerekmez miydi? Bu soruyu sorduğumda başka bir evrenden geldiğini söyledi.
Şu an bulunduğumuz evrende bir sorun çıkmaya başlayacağını söyledim. “Dünün ben”i bunu bildiğini ve burada kalmak istemediğini söyledi. Yapabileceğimiz bir şey olmadığını, sadece bu evrenin yok oluşunu izleyebileceğimizi söyledim.
Dünün ben’i paniklemeye başladı. Ben ise hiçbir şey söylemeden onun panikleyişini izledim. Dışarı baktığımda küçük bir kara delik gördüm. Küçüktü ama oradaydı. Yavaş yavaş bütün evreni yutacaktı ve bunu değiştiremezdik.
Dünün ben’i benden özür diledi ve bunun kendi suçu olduğunu söyledi. Tam o sırada tanıdık bir ses duyulmaya başladı; giderek netleşiyordu. Gözlerimi açtım ve sesin alarmım olduğunu fark ettim. Neyse ki hepsi sadece bir rüyaydı.
