Bir sabah gözlerimi açtığımda, kendimi Selanik’te, yemyeşil bahçelerle çevrili eski bir sokakta buldum. Yanımda, gözleri ışıl ışıl parlayan, düşünceli ama neşeli bir çocuk vardı. Mustafa… Yani Mustafa Kemal! Bugünün sıradan bir gün olacağını sanmıştım ama yanılmışım!
Mustafa hemen elimi tuttu ve beni sokağın sonunda yükselen taş binaya, okuluna götürdü.
“Bugün öğretmenim çok güzel şeyler anlatacak!” dedi heyecanla.
Sınıfa girdik, herkes yerini aldı. Öğretmen tarih anlatırken Mustafa dikkatle dinliyor, bazen defterine bir şeyler karalıyordu. Onun öğrenmeye olan sevgisi, sadece bakışlarından bile anlaşılıyordu.
Öğle vakti geldiğinde okul bahçesinde birlikte yürüdük. Mustafa, gelecekte ne yapmak istediğini anlattı:
“Ben vatanımı korumak istiyorum. İnsanların huzur içinde yaşamasını, güçlü bir ülkenin parçası olmasını istiyorum!”
Akşam eve dönerken bana dönüp şöyle dedi:
“Bir gün bu ülkenin insanları özgür olacak. Bunu başarmalıyım!”
İşte o an anladım… Karşımda duran çocuk sıradan biri değildi. O, bir gün Türkiye’nin kaderini değiştirecek bir lider olacaktı. Ve ben, onun o güzel hayallerini dinleyen en yakın arkadaşı olmuştum.
Gözlerimi kapattım… Uyandığımda yine kendi zamanımdaydım. Ama Mustafa ile geçirdiğim o gün, kalbimde bir anı değil, bir ilham olarak hep yaşayacaktı.
