Şöyle bir dünya hayal ediyorum: Doğayı sadece arkamızı kollamakla kalmıyor, bizzat onarıyor, diriltiyoruz. Gökyüzü her zaman açık mavi, hava mis gibi… Çünkü kömürle, petrolle çalışan ne varsa tarihe gömmüşüz. Artık havaya zehir salan hiçbir şey yok. Onun yerine, doğayla dost, tükenmeyen kaynaklardan enerji alıyoruz. Gezegenimiz rahat bir nefes alıyor. Denizler, göller, akarsular… Hepsi pırıl pırıl! Geçmişin kirinden eser yok. Balıklar çeşit çeşit, su içilecek kadar temiz. Bu değişim nasıl oldu dersin? Sadece süper arıtma tesisleri kurmakla kalmadık. Fabrikaların çalışma şeklini de değiştirdik. Artık hiçbir atık doğaya karışmıyor, her şey yeniden kullanılıyor.
Kara parçaları da bu yenilenmeden nasibini alıyor. Ormanlar, bataklıklar, sazlıklar… Hepsi birbirine bağlı durumda. Sanki kocaman bir yeşil ağ örülmüş gibi. Hayvanlar bir yerden ötekine rahatça geçebiliyor. Türler karışıyor, ekosistemler bozulmuyor. Biz insanlar da doğayla kavga etmeyi bırakmışız. Toprağı iyileştiren tarım yöntemlerini kullanıyoruz. Toprağın daha canlı olmasını, içinde daha çok şey yetişmesini sağlıyoruz. Hem de yediğimiz şeyler daha sağlıklı oluyor, hem de doğaya zarar vermiyoruz. Kısacası, hem karnımız doyuyor hem de çevremiz güzelleşiyor.
Sürdürülebilir Şehirler, Akıllı Hayatlar
Şehirler dediğin beton yığını olmamalı. Aksine, doğayla iç içe, akıllı teknolojilerle donatılmış, sıfır atık felsefesiyle yönetilen yaşam alanları olmalı. Binalar öyle tasarlanmalı ki neredeyse hiç enerjiye ihtiyaç duymasın. Hatta kendi enerjisini üretip fazlasını şebekeye versin (artı enerjili binalar). Yağmur suyunu toplasın, temizlesin, kullansın. Kullandığı suyu da yeniden değerlendirsin. Tek kullanımlık plastikler, zararlı kimyasallar, gereksiz ambalajlar… Bunların hepsi mazide kaldı. Her şey ya kolayca geri dönüştürülebiliyor ya da başka bir işe yarıyor. Şehirler sadece birkaç parktan ibaret değil. Her köşe park, her duvar bahçe, her çatı yeşil… Doğa kentin her yerine yayılmış durumda.
Ulaşım da bambaşka bir boyuta geçmiş. Herkesin kendi arabasıyla gezdiği günler geride kaldı. Artık elektrikli, sürücüsüz, istediğin zaman çağırabileceğin toplu taşıma araçları var. Bisiklet yolları, güvenli yürüyüş alanları… Herkes rahat rahat hareket edebiliyor. Trafik stresi, hava kirliliği azaldı. Şehirler daha sessiz, daha sosyal, daha hareketli hale geldi. Teknoloji de bu güzelliğe hizmet ediyor. Çevreye zarar vermiyor, aksine hayatı kolaylaştırıyor. Mesela yapay zekâ, şehirdeki kaynakların (su, enerji, lojistik) en iyi şekilde kullanılmasını sağlıyor. Böylece israfı en aza indiriyoruz.
Adalet ve Sorumluluk
Bu yeni dünyanın en önemli özelliği sadece doğayı korumak değil. İnsanlar arasındaki uyum ve eşitlik de çok önemli. Herkesin, ten rengi, cinsiyeti, nerede yaşadığı fark etmeksizin, eşit haklara sahip olması gerekiyor. Herkesin iyi bir geliri, iyi bir eğitimi, iyi bir sağlık hizmeti alması lazım. Kültürler, inançlar, yaşam tarzları farklı olsa da bu bir sorun değil. Aksine, bu farklılıklar bizi zenginleştiriyor, yaratıcılığımızı artırıyor.
Artık sadece kendimizi düşünmüyoruz. Gelecek nesilleri de hesaba katıyoruz. Onlara karşı sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Çocuklar tertemiz sularda yüzebilmeli, zehirsiz havayı soluyabilmeli, parklarda güvenle oynayabilmeli. İnsanlar temiz, güvenli ortamlarda bir araya gelebilmeli. Toplumlar saygı, sevgi ve dayanışma içinde gelişmeli. Bu sadece bir hayal değil. Her gün yaptığımız seçimlerle, attığımız adımlarla, kurduğumuz iş birlikleriyle bu hayali gerçeğe dönüştürebiliriz. Bu geleceği hep birlikte inşa edeceğiz.

