Yapay zeka teknolojileri geçen birkaç yıl içinde çok hızlı ilerleyen bir gelişim gösterdi. Hep filmlerden tanıdığımız robotlar artık sadece film içinde değil, gerçek hayatta her yerde karşımıza çıkıyorlar. Cebimizdeki telefonlarda, sosyal medyada, fabrikalarda, hatta okullarda bile kullanıyoruz yapay zekayı. Ama bu teknolojinin dezavantajları da mevcut.
Her şeyden önce iyiliklerinden başlamakta fayda var. Makineler insanlara zaman kazandırıyor. Mesela fabrikalarda makineler gece gündüz işleyebiliyorlar, yorulmuyorlar ve hata yapma yüzdesi çok seyrek. Böylelikle üretim verimliliği sağlanıyor ve mallar daha hızlı pazarda satılıyor. Sağlıkta da etkisi muazzamdır. Doktorlar yapay zekâ yardımı ile hastalıkları daha önceden tespit edebiliyor. Eğitim dünyasında bile öğretmenlere yardım ediyor, öğrencilere özel ders programı yapılabiliyor.

Ama doğrusu hepsi bu kadar toz pembe değil. Yapay zekâ sanayi sektörlerindeki insanların yerini almaya başladı. Bunun için sanayi merkezlerinde ya da bankalarda çok sayıda insan işini kaybediyor. Bu ise işsizlik oranının artmasına sebep oluyor ve ekonomik krizlere yol açıyor. Çok sayıda insan aynı zamanda makinelerin çok fazla belirleyici hâkimiyet sahibi olmasından korkuyor. Eğer tüm her şeyi robotlar yaparsa biz insanlar ne yapacağız? Bu soru daha çok sayıda insanı düşündürüyor.
Bir başka dezavantajı da yapay zekânın duyguları anlamasıdır. Ne kadar geliştiğimize kafa yorarsak yorulalım, hiçbir zaman bir insan gibi empati edemez. Bu özellikle insan ilişkilerindeki en hassas noktalardan biridir. Örneğin bir öğretmen ile öğrencisi arasındaki anlamayı bir yapay zekâ gösteremez.
Sonuç olarak yapay zekâ büyük fırsatları da anlatıyor, kritik riskleri de beraberinde taşıyor. Burada önemli olan, onun bilinçli bir şekilde kullanılmasıdır. Eğer biz kontrolü kendimizde tutarsak yapay zekâ insanlığın en büyük yardımcılarından biri olabilir. Ama eğer her şey ona bırakılırsa, bir gün gerçekten “insan gücü” diye bir şey kalmayabilir.
