Toplumların sağlıklı bir şekilde gelişmesi ve ilerlemesi, yalnızca mevcut sorunlara çözümler üretmekle değil, aynı zamanda bu çözümleri üretecek farklı bakış açılarına yer vermekle mümkündür. Bu bağlamda gençlerin fikirlerinin toplumsal karar süreçlerinde ne derece yer aldığı sorusu büyük önem taşımaktadır. Ne yazık ki günümüzde gençler, toplumun en dinamik ve yenilikçi kesimi olmalarına rağmen, karar alma süreçlerinde hak ettikleri ölçüde temsil edilmemektedir. Gençlerin düşüncelerinin, çözüm önerilerinin ve eleştirilerinin çoğu zaman “tecrübesizlik” bahanesiyle göz ardı edilmesi, hem bireysel gelişimlerini hem de toplumsal dönüşümü olumsuz etkilemektedir.
Gençlik dönemi, bireyin hayal gücünün, enerjisinin ve değişim arzusunun en yüksek olduğu dönemdir. Bu yaş grubundaki bireyler, teknolojiyi etkin kullanabilme becerileri, küresel meselelere duyarlılıkları ve yenilikçi düşünme alışkanlıklarıyla toplumlara büyük katkılar sunabilirler. Ancak bu katkıların gerçekleşebilmesi için gençlerin yalnızca birer izleyici değil, aynı zamanda karar verici aktörler hâline gelmeleri gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki gençler yalnızca geleceğin değil, aynı zamanda bugünün de şekillendiricileridir. Dolayısıyla onların fikirlerine kulak vermek, sadece adil bir davranış değil, aynı zamanda stratejik bir zorunluluktur.
Peki, gençlere verilen değerin artırılması ve onların toplumsal hayata daha etkin katılımı nasıl sağlanabilir? İlk olarak, gençlerin fikirlerini özgürce ifade edebilecekleri ortamlar yaratılmalıdır. Gençlik meclisleri, üniversite öğrenci konseyleri, lise temsilcilikleri, gençlik çalıştayları gibi yapılar işlevsel hâle getirilmeli; bu platformlar gerçek bir etki yaratabilecek şekilde yapılandırılmalıdır. Bu yapıların karar mekanizmalarıyla doğrudan ilişkili olması, gençlerin fikirlerinin sadece duyulmakla kalmayıp, uygulamaya da geçirilebilmesini sağlayacaktır.
İkinci olarak, eğitim sistemimiz gençlerin düşünce üretmesini ve katılımını destekleyecek şekilde reforme edilmelidir. Ezberci eğitim yerine eleştirel düşünmeyi, tartışmayı ve sorgulamayı teşvik eden bir anlayış benimsenmelidir. Öğrencilere küçük yaşlardan itibaren fikir beyan etmenin, toplumsal sorumluluk almanın ve tartışma kültürünün önemi öğretilmelidir. Bu sayede gençler, sadece bireysel başarıya değil, aynı zamanda toplumsal katılıma da önem veren bireyler olarak yetişebilirler.
Üçüncü olarak, gençlerin siyasi katılımı artırılmalıdır. Siyasi partiler, yerel yönetimler ve merkezi yönetim yapıları gençlere daha fazla temsil hakkı tanımalı, onları yalnızca “geleceğin seçmeni” olarak değil, bugünün karar ortakları olarak görmelidir. Gençlerin yer aldığı komisyonlar, genç danışma kurulları ve yerel gençlik platformları, politikaların gençlerin ihtiyaçlarına uygun biçimde şekillenmesine yardımcı olur.
Ayrıca sivil toplum kuruluşları da gençlerin katılımı için önemli fırsatlar sunar. Gönüllülük faaliyetleri, sosyal sorumluluk projeleri ve gençlik liderliği programları, gençlerin hem bireysel gelişimini hem de topluma katkılarını artırır. Devlet bu tür girişimleri desteklemeli, fon sağlamalı ve kolaylaştırıcı rol üstlenmelidir.
Bunlara ek olarak, medya ve dijital platformlar da gençlerin fikirlerini yaymaları açısından büyük bir potansiyele sahiptir. Sosyal medya aracılığıyla sesini duyurabilen gençler, toplumsal sorunlara dikkat çekebilir ve kamuoyunu etkileyebilir. Bu alanların güvenli, özgür ve erişilebilir olması gençlerin demokratik katılımını olumlu yönde etkiler.
Sonuç olarak, gençlerin fikirlerinin toplumsal karar süreçlerinde daha fazla yer bulması bir tercihten ziyade bir gerekliliktir. Onların enerjisi, yenilikçiliği ve duyarlılığı; toplumları daha kapsayıcı, adaletli ve ilerici bir yapıya taşıyabilir. Bu nedenle gençlerin sadece fikirlerini ifade etmelerine imkân tanımak yetmez; aynı zamanda bu fikirlerin hayata geçirilmesine de olanak sağlanmalıdır. Gençlerin sesi güçlendirildiğinde, toplumun geleceği de o ölçüde güçlenir. Onlara kulak vermek, yalnızca bireysel bir hak değil; aynı zamanda toplumsal bir sorumluluktur.

