Bir sabah uyandığımda herkesin iç sesini duyabildiğimi fark ettim. İlk başta buna anlam veremedim, kendimi rüyada sanıyordum. Birkaç kez kendimi cimcikledim ama rüyada olmadığımı anladım. Neyse ki okul saati gelmişti de onun iç sesinden kurtulmuştum.
Serviste büyük bir risk alıp hoşlandığım kızın yanına oturdum. Böylece hakkımda ne düşündüğünü anlayabilecektim. Bir süre boyunca hiçbir şey düşünmedi. Artık bir şey düşünsün diye ellerim titremesine rağmen elimi omzuna attım. Kız bana dönüp gülümsedi ama hâlâ hiçbir şey duyamıyordum. Onun dışında herkesin iç sesini duyabiliyordum ama onu bir türlü duyamıyordum.
Okul su gibi akıp geçti. Gün boyunca çoğu arkadaşımın beni aslında sevmediğini fark ettim, bu biraz canımı sıktı. Ama asıl canımı sıkan, hâlâ onun iç sesini duyamıyor olmamdı. Bu durum beni çileden çıkarıyordu. Özel bir gücüm vardı ama onu en çok kullanmak istediğim şekilde kullanamıyordum.
Aradan üç gün geçti. Artık annem ve kardeşim dışında beni gerçekten seven kimsenin olmadığını düşünmeye başlamıştım. Kaybedecek bir şeyim kalmadığını hissederek, hoşlandığım kız Deniz’e mesaj attım ve onunla buluşmak istediğimi söyledim. Olumlu yanıt aldım ve buluştuk. Ona her şeyi anlattım. Sanki zaten her şeyi biliyormuş gibi gözlerimin içine bakarak “Senin benim iç dünyamı bilmen gerekmiyor, biz zaten birbirimizi tamamlıyoruz.” dedi.
