Bir sabah gözlerimi açtığımda her şey ilk başta çok sıradandı. Alarm çaldı, perdelerden içeri gün ışığı süzülüyordu, dışarıda kuşlar cıvıldıyordu. Ama bir dakika sonra hayatımın tamamen değişeceğini anlamamıştım. Yataktan kalkar kalkmaz koridordan gelen ayak seslerini duydum. Annem mutfakta kahvaltı hazırlıyordu. O an bir ses duydum ama bu ses dışarıdan değil, içeriden geliyordu: “Yumurtaları az pişireyim, yoksa yine beğenmeyecek.” Şaşkınlıkla etrafa baktım. Annem konuşmamıştı ama ben onu duymuştum.
Önce kafam karıştı, belki uykuluydum diye düşündüm. Ama banyoya giderken kardeşimle karşılaştım. O da hiçbir şey dememişti ama zihninden geçenleri net bir şekilde duydum: “Umarım abim benden önce banyoya girmez.” O an anladım: Ben insanların düşüncelerini okuyabiliyordum.
İlk başlarda bu durum beni hem heyecanlandırdı hem de korkuttu. Çünkü insanların ne düşündüğünü bilmek büyük bir güçtü. Bu yeteneği nasıl kontrol edeceğimi bilmiyordum. Herkesin sesi kafamın içinde yankılanıyordu. Ama zamanla odaklanmayı öğrendim. İstediğim kişiye dikkatimi verdiğimde sadece onun zihninden geçenleri duyabiliyordum.
Okula gittiğimde bu gücün ne kadar güçlü olabileceğini fark ettim. Öğretmen bir soru sorduğunda sınıfta kimin doğru cevabı bildiğini anında anlayabiliyordum. Bir arkadaşımın içinden geçen cevabı duydum ve ben söyledim. Doğru çıktığında öğretmen bana övgüyle baktı. Normalde çekingen biri olmama rağmen kendime güvenim artmıştı.
Ama asıl şaşkınlığı insanları tanıdıkça yaşadım. Gülümseyen, neşeli görünen birçok arkadaşımın iç dünyasında bambaşka düşünceler vardı. Bazıları üzgündü, bazıları kaygılı, bazıları ise kimseye anlatamadıkları şeyleri içlerinde saklıyordu. Bu düşünceleri duymak onlara daha farklı yaklaşmamı sağladı. Bir arkadaşım üzgünken ona moral verebiliyor, biri korktuğunda yanında olabiliyordum.
Zihin okumak, insanları dış görünüşlerinin ötesinde tanımama yardımcı oldu. Bir gün teneffüste sessiz bir öğrencinin yanına oturdum. Herkes onun utangaç olduğunu düşünüyordu ama ben onun içinden geçenleri duydum: “Keşke birileri benimle konuşsa. Sanki görünmez gibiyim.” O gün onunla konuşmaya başladım. Zamanla iyi arkadaş olduk. O bana “benimle gerçekten ilgilendiğini hissediyorum” dediğinde içten içe gülümsedim. Çünkü onun iç sesini duymuştum.
Elbette bu yetenek her zaman kolay değildi. Bazen insanların düşündükleri, söylediklerinden çok daha sert ve kırıcı olabiliyordu. Yalanları, korkuları, kıskançlıkları net bir şekilde duymak insanın içini yoruyordu. Bu yüzden zamanla bir sınır koymam gerektiğini fark ettim. Herkesi dinlememeye, yalnızca gerçekten ihtiyaç duyulduğunda bu yeteneği kullanmaya başladım.
Eğer istersem bu gücü çıkar sağlamak için kullanabilirdim. Sınavlarda kopya çekebilir, insanları kandırabilir, sırlarını öğrenebilirdim. Ama bunu yapmanın yanlış olduğunu biliyordum. Çünkü insanların düşünceleri onlara aitti; ben sadece onları duymaya başlamıştım, ama izinleri olmadan orada olmam doğru değildi.
Bunun yerine bu yeteneği iyiye kullanmayı seçtim. Mesela kavga eden iki arkadaşımın aslında birbirlerini kırmak istemediklerini ama gururlarından susup yanlış anladıklarını duydum. Onlarla konuşarak barışmalarına yardımcı oldum. Böylece küçük sorunları çözebildiğimi fark ettim.
Bir gün aklıma daha büyük bir fikir geldi. Eğer bu yeteneği doğru kullanırsam, insanların birbirini daha iyi anlamasına yardımcı olabilirdim. Mesela bir öğretmenin bir öğrenciden ne beklediğini ya da bir öğrencinin derste neden çekingen davrandığını anlayabilir, aradaki iletişimi güçlendirebilirdim. İnsanlar bazen en çok içlerinden geçenleri söyleyemedikleri için yanlış anlaşıyorlardı.
Zihin okumak bana büyük bir ders verdi: Kimse göründüğü gibi değildir. Her insanın içinde bir fırtına, bir hikâye, bir umut vardır. Biz bazen yalnızca yüzlerini görürüz ama içlerinde koca bir dünya saklıdır. Ben o dünyaları duymaya başlamıştım ve bu, beni daha anlayışlı biri yaptı.
Sonunda bu gücü saklı tutmaya karar verdim. Çünkü böyle bir yeteneği herkes bilseydi, insanlar bana güvenemezdi. Ben ise kimsenin güvenini kaybetmek istemezdim. Bu yüzden sessizce, ama doğru zamanda kullanarak insanların hayatına dokunmaya devam ettim.
Eğer bir sabah insanların düşüncelerini okuyabilseydim, bu gücü kendim için değil, başkalarının daha iyi bir hayat yaşamasına katkı sağlamak için kullanırdım. Çünkü bazen bir insanın iç sesini duymak, onu kurtaracak bir el uzatmak anlamına gelebilir. Ve bence asıl güç de tam olarak budur.
