Sabah, güneşin ilk cılız ışıkları perdenin aralığından süzülerek odamın zeminine ılık bir çizgi düşürüyordu. Gözlerimi ovuşturarak uyandım ve elim otomatik olarak pencereye uzandı. Dışarıda sokak, yeni demlenmiş bir sükûnet içindeydi. Uzaktan gelen birkaç cılız kuş sesi, bu sessizliği daha da belirginleştiriyordu. Göz kapaklarımdaki ağırlığı atıp yataktan kalktım. Her zamanki ritüel: Perdeleri hışımla çekip odanın ışıkla yıkanmasına izin vermek. Başlangıçta sıradan, hatta biraz tembel bir sabah gibiydi. Ama hayır, içimde tarif edemediğim, derin bir kuyu gibi bir merak duygusu kök salmıştı.
Adımlarım yavaşça salona yöneldi. Evin düzeni, her zaman olduğu gibi biraz dağınıktı: masada dünden kalma notlar, karalanmış bir defter, tükenmez kalemim ve kurumuş kahve kupam. Aklımdaki tek şey taze bir kahveydi. Mutfağa geçip bardağımı aldım, musluktan su doldururken gözüm suya takıldı. Tam o anda, gözümün ucuyla değil de, sanki derimle hissettiğim hafif bir anormallik oldu. Durdum. Gözlerimi kapattım, ciğerlerime derin bir nefes çektim ve tekrar açtım. Her sabah kulağımı tırmalayan o bildik sessizlik, bu kez metalik, gergin bir titreme ile çınlıyordu sanki.
Temkinli, neredeyse bir kedinin avına yaklaştığı gibi, pencereye yaklaştım. Bahçe sakindi. Ama güneşi her zamankinden farklı, daha keskin bir açıdan alıyor gibiydi. Yıllardır tanıdığım çiçeklerin ve ağaçların siluetleri, tuhaf bir tedirginlikle duruyordu. Gözümü kırptım, bir daha baktım. Arkamı yavaşça döndüm. Evin içi normaldi; masam, koltuğum, her şey yerli yerinde… İşte o an, zihnimin bir köşesi dondu.
Masamın üzerindeki kitaplar ve kağıt destesi, sessiz bir koreografiyle havada asılı duruyordu. Koltuk, görünmez bir el tarafından kaldırılmışçasına birkaç santim yukarıda sallanıyordu. Dün gece bıraktığım kahve kupası, masanın yüzeyinde ağırlıksız bir sandal gibi yavaşça kayıyordu. Vücuduma aniden buzlu bir su dökülmüş gibi hissettim. Kalbim göğüs kafesimi dövüyordu. Her köşeyi, gözlerimi bir an bile kaçırmadan, taradım. Tüm nesneler ağırlıksız ve yavaş hareket ediyordu. Ortamdaki hava kalınlaşmış, zaman çamurlaşmış gibiydi.
Bir süre, nefes bile almayı unutmuşçasına, sadece izledim. Sonra içimden bir ses, “Sakın panikleme,” diye fısıldadı. Hızlı hareket etmeden, bu garip fanteziyi bozacak bir enerji yaratmadan odadan çıkmalıydım. Adımlarım tüy kadar hafif bir ses çıkardı. Kapıyı açarken metalin çıtırdayan sesi, o anki korkunç sessizliği neredeyse parçalayacaktı. Bahçe kapısını açıp dışarı çıktım. Dışarısı kusursuz bir normaldi. Güneş ışığı dalların arasından oynakça süzülüyordu. Bahçede hiçbir şey havada değildi.
İçeri döndüm. Olay bitmişti. Kitaplar masaya sertçe değil, usulca inmiş, koltuk zemine oturmuş, kupa yerinde sağlam duruyordu. Sanki, hayal perdesi hızla kapanmıştı. Derin bir soluk alıp kendime gelmeye çalıştım. Belki de bu, uyku ile uyanıklık arasındaki tuhaf bir oyundu. Yine de hissettiğim o köksüz dehşet fazlasıyla gerçekti.
Oturup bu olayı aklın süzgecinden geçirmeye çalıştım. Ev yeniden sessizdi. Ama o sabahın enerjisi, içimde farklı bir frekansta hissediliyordu. Gözlerimi kapattım, nefes aldım ve tekrar açtım. Her şey sıradandı. Notlarımı aldım, soğumuş kupamı boşaltıp yeni bir kahve demledim ve günlük işlerime başladım. Ancak içimde, sürekli teyakkuzda olan yeni bir gözlemci belirmişti. Artık çevremi daha bilinçli, daha kuşkucu izleyecektim.
Gün boyunca o garip hareketi bir daha hissetmedim. Ama her adımımda, en küçük objenin bile kendi sırrını saklayabileceği ihtimali aklımın bir köşesindeydi. Akşam olmadan pencereden bahçeyi izledim. Güneşin son ışıkları ağaçların yapraklarında usulca parlıyordu. Her nesne yerçekimine sıkı sıkıya bağlıydı. Bir anlık rahatlama hissettim. Yine de o sabah yaşadığım kısa süreli başkaldırı, hafızamda keskin bir cam kırığı gibi duruyordu.
Gece çöktü, ışıklar yavaşça kısıldı. Ev bekleyen bir sessizlik içindeydi. Kahvemi alıp pencere kenarına oturdum, bahçeye baktım. Her şey sakindi. Ama artık daha hazırlıklıydım. O tuhaf olay, bana dikkatin, anlık gözlemin ve düzenin ne kadar kırılgan olduğunun önemini öğretmişti. Bu olay, günlük yaşamın güvenilirliğini, sadece bir bakış açısıyla güçlendirebileceğimi gösterdi.
Huzur içinde uyudum. Sabah gözlerimi açtığımda, artık sadece gördüklerime inanmayacağımı, ama aynı zamanda her yeni güne yeni bir dikkat seviyesiyle başlayacağımı biliyordum.
