Her şey her zamanki gibiydi. Servisten indim ve eve doğru yürüdüm. Kapının önüne geldim, zile bastım. O sırada telefonuma bir mesaj geldi; tam ekrana bakacakken kapı sert bir şekilde açıldı.
Gördüğüm şeye inanamadım.
Karşımda minyatür binaların, küçücük insanların ve neon ışıklarıyla parlayan distopik bir şehrin olduğu bambaşka bir evren duruyordu. Bir an tereddüt ettim ama merakım ağır bastı ve içeri adım attım. O anda vücudumda garip bir his oluştu… Bir anda küçülmüştüm! Artık etrafımdaki diğer insanlar gibi karınca boyutundaydım.
Neon tabelalar, gökdelenler, alışveriş merkezleri, oteller, restoranlar… Hepsi minyatürdü ama bir o kadar da büyüleyiciydi. Hemen karşımda bir restoran vardı.
Restorana girmeye karar verdim. İçeri adım atar atmaz herkesin bakışları üzerime çevrildi. İnsanlar vardı ama bazılarının kolları, bacakları ve hatta kafalarının bir kısmı robot parçalarından oluşuyordu. Yine de bakışları görmezden gelip yemek sipariş etmek istedim. Menüyü inceledim ve beğendiğim bir yemeği garsona gösterdim.
Bir süre sonra siparişim geldi: bir çorba ve yanında bir tablet.
Tableti açtığımda karşıma geçmişe ait videolar ve fotoğraflar çıktı. Tarihi 2025 olarak ayarladım. Listede kapımın önünde çekilmiş bir video görünce merakla açtım. Videoda ben, portaldan bu minyatür evrene giriyordum. Şaşkınlıktan yerimden kalkamadım. Hatta içeri girdiğim hâlde kendimin minyatür boyutta restorana girişimi bile görüyordum.
Zaman aralığını bir saat ileri sardım. Bu kez portalın kapandığını gördüm. Ardından annem geldi, kapının açık olduğunu fark edince tedirgin bir şekilde beni arıyordu. O an aklıma dank etti:
“Eyvah! Yarın sınav var!”
Hemen masamdan kalktım ve dünyaya dönebilmek için portala koştum. Tam içeri girecekken karşımda bir adam belirdi. Bana kendi yaptığı minyatür anahtarlıklardan birini hediye etti. Teşekkür edip hızla portaldan geçtim.
Gözlerimi açtığımda odamdaydım. Hemen masama oturup sınava çalışmaya başladım. Ve tabii ki minyatür dünyadan getirdiğim o hatıra anahtarlığını çantama takmayı da unutmadım!
