Gözlerimi Açtığımda Gördüklerime İnanamadım

Gözlerimi açtığımda gördüklerime inanamadım. Bir önceki gece odamda, masamın üzerindeki kitapların arasında uykuya dalmıştım. Oysa şimdi tamamen farklı bir yerdeydim. Ayaklarımın altında yumuşacık bir zemin vardı; sanki pamuktan bir bulutun üzerine basıyormuş gibi hissettiriyordu. Etrafıma bakınca yerde değil, gökyüzünde olduğumu fark ettim. Ufuk çizgisi mor ile altın renginin karıştığı tuhaf bir renge bürünmüştü.

Derin bir nefes aldığımda havanın bile bambaşka koktuğunu hissettim. Ne toz, ne benzin, ne de şehir kalabalığının o tanıdık kokusu vardı. Bunun yerine; taze yağmurun toprağa karıştığı anda ortaya çıkan ferahlatıcı bir koku havada asılı duruyordu. Henüz şaşkınlığım geçmeden önümde küçük bir kapı belirdi. Kapı, sanki havanın içinden çizilmiş gibi, hiçbir yere bağlı olmadan duruyordu. Dokunmak için elimi uzattığım anda kapı kendiliğinden açıldı.

Arkada beni bekleyen şey bir şehir değildi; aksine, tamamen doğadan oluşmuş gibi görünen başka bir evrendi. Devasa ağaçlar göğe doğru uzanıyor, dallarından ışık saçan kuşlar havalanıyordu. Her kuş uçtuğunda havada renkli çizgiler bırakıyor, bu çizgiler birkaç saniye sonra parıltılar içinde kayboluyordu. Bir süre ne yapacağımı bilemeden öylece durdum. Sonra bir ses duydum:
“Hoş geldin.”

Ses oldukça yumuşak, ama aynı zamanda hem yakın hem de uzak geliyordu. Yavaşça döndüğümde karşıma insan biçiminde ama tamamen ışıktan oluşmuş bir varlık çıktı. Işığın içinden göz kırptığını bile görebiliyordum. “Burası nedir?” diye sordum.

“Bunun bir adı yok,” dedi. “Burası hayal ettiklerinden oluşuyor. Her insanın bir kez bile olsa gözünü açıp görmek isteyeceği türden bir yer.”

Bir adım attım, ardından bir adım daha. Işıktan varlık yanıma yürüdü. “Peki ben neden buradayım?” diye sordum.

“Çünkü dün gece kalbin bir dilek tuttu,” diye cevap verdi. “Yorgunluğun içinden doğan bir dilek. Biraz durmak, biraz nefes almak, biraz da unutmak istedin.”

Söyledikleri içimi ürperten bir doğruluk taşıyordu. Son günlerde hiç bitmeyen görevler, sınavlar ve sorumluluklar arasında kaybolduğumu hissediyordum. Belki de gerçekten bir anlığına bile olsa kaçmak istemiştim.

Varlık, elimi tuttu ve beni ışıklarla dolu bir göle götürdü. Göle baktığımda kendi yansımam değil, olmak istediğim halimi gördüm: Daha huzurlu, daha özgüvenli, daha güçlü biri… O an boğazıma bir şeyler düğümlendi. “Burada ne kadar kalabilirim?” diye sordum.

“Uyanmayı seçene kadar,” dedi.

Gözlerimi tekrar kapattım. Hafif bir rüzgâr yüzüme dokundu. Sonra bir anda her şey karanlığa büründü. Yeniden gözlerimi açtığımda kendimi tekrar odamda buldum.

Ama bu kez bir fark vardı. İçimde hâlâ o yerden bir parça taşıyormuş gibi hafif hissediyordum. Ve kendi kendime fısıldadım:
“Gördüklerime hâlâ inanamıyorum.”

(Visited 7 times, 1 visits today)