Griye Anlatılanlar

 

Benim adım Ankara. Nefesimde söylenmeyen sözlerin tınısı var. Hayattaki tek gayem dinlemektir benim, güzel insan. Rüzgarım soğuk eser, ayazımın altında titrersiniz. Bana anlattıklarınıza karşı buz gibi ellerim ellerinize uzanır yalnızca. Ne bir tebessüm, ne bir teselli… Oysa Antalya olsa, sıcacık gülümsemeden durabilir mi? Güzel insan, benim taşımda yılların ağırlığı var. İyileşirim, gelişirim. Büyürüm ama hep biraz gergin büyürüm. Bir gün öyle, bir gün böyleyim. Dengesizim. Güven vermem.

Diğerleri hep biraz mesafeliler bana karşı. Genelde sorun çıkarmaktan hoşlandığımı söylerler, ama güzel insan, bu doğru değil. Soğuk nevale değilim, herkesten ve her şeyden neden kaçıp durduğumu bilmiyorum. Belki de korkuyorum. Böyle zamanlarda bir kadeh içer ve yeniden kaçarım. Sonunda iyi olmaya başladığımda elim yine ona gider.

“İnsan da ağaç gibidir. Ne kadar yükseklere, ışığa yükselmeye çalışırsa kökleri o kadar güçlü bir şekilde toprağa, karanlığa, derinlere- kötülüğe doğru uzanır.” Bazen, bir insana benzetiyorum kendimi. Sanki ben ışığa uzanmaya çalıştıkça evren beni aşağıya itekliyor. Aşağı düştükçe kendi kendime aranıyorum. Sahi, ne arıyorum? Bir tutam arzu. Bir tür heves, geçici olsa bile. Kendimle uzlaşma. Kabulleniş. Korku harici bir duygu. Belki de yalnızca kısa sürelik huzur.

Evet, güzel insan! Ankara, huzur ve sessizliğin şehri; ama o bile huzurlu hissetmiyor. Şu koca dünyada huzuru bulabilmek mümkün mü ki? Belki de sevmek gerek huzur için. Güzel insan, evet, ben şeytanın en yakını olmak istiyorum eğer sevdiğimle bir araya gelemeyeceksem cennette! Böyle mi derdi aşık Ankara? Sen söyle insan. Ben tanıyamıyorum artık kendimi.

Güzel insan, sen hiç bir duyguyu diğerlerinden kıskandın mı? Ah hayır, lütfen bana delirmişim gibi bakma! Ben, ben… Şahitlik ettiğim binlerce yaşantı, gördüğüm binlerce yüz, tozlanmasına müsade ettiğim binlerce anı ve çaresizce boyun eğdiğim acımasız benliğim. Güzel insan, ben bunca zaman hep korkuyla yaşadım. Hepimizin içinde olan o küçük şeytan bende de var, ona teslim olmaktan öylesine korkuyorum ki! Korkuya öylesine alıştım ki artık onu diğer herkesten kıskanıyorum. İliklerime kadar hissettiğim ürperiş, Tanrı’ya olan yakarışlarım… Belki de yalnızca korkuyla canlı kalabiliyorum.

Siz insanlar, güzel insan, hiçbir zaman doymazsınız. Kışın güzel sokaklarımda dolaşır, yazın deniz ararsınız. Güneşten bıkarsanız size rüzgarımdan tattırırım, bu sefer de evden dışarı adım atmazsınız. Siz, güzel insan, hep daha iyisini istersiniz. Bunun için size kızmak, sizi suçlamak isterim ancak nasıl yapabilirim ki? Daha kendinde iyilik bulamayan bir şehir nasıl kızar iyilik üstüne iyilik isteyen sakinlerine?

Diğerleri, güzel insan, çoğunlukla kibirli olduğumu düşünür. Oysa ben aynaya baktıkça hissettiğim tek şey midemdeki bulantı olur. Ben, güzel insan, her zaman en kötüsüymüş gibi hissederim ve bu yüzden de her zaman en iyisiymişim gibi davranırım. Anlamaya çalışmayanlar için yargılamak kolaydır. Gerçi, güzel insan, “İnsanları anlamaya çalışmak, onları değiştirmeye çalışmaktan daha değerlidir.” diyen Dalai’ye göre muhtemelen ben de değersiz bir ucubeyimdir, en azından kendime karşı.

Günün sonunda, güzel insan, eminim sen bile beni buraya kadar dinlememişsindir. Yine de gözün ilişirse diye söylemeden edemeyeceğim, bir tek varlık ona kulak verinceye kadar Ankara hep susarak, yalnızca dinleyerek ve de en önemlisi kendinden nefret ederek var olmaya devam edecektir. Çünkü o -ki bu o ben oluyorum güzel insan, yine de cümlelerime o diye devam edeceğim ki son sözlerim biraz olsun etkileyici olsun- elindeki tek başarısı olan başkent unvanı ve çaresizce bu unvanı korumaya çalışan benliğiyle kendini sevmek için bile bir yardımcı arar kendine. Soğuk, buz gibi gecelerinde kendisine sığınmaya çalışan küçük kıza bile rüzgar estirir çünkü nefret onu korkutur ve o, güzel insan, kendini korkarken evde bulur. Tek bir ruh, güzel insan, ona anlayışla yaklaşırsa belki yeni evi korku değil sevgi olur ve yeniden sever kendini, ne aynalardan ne de herkesten ve her şeyden kaçar artık.

Bu sözler, güzel insan, varlıkların yalnızca bir kısmınadır. Bu evrende siyahlar, beyazlar ve griler vardır. Ben, Ankara, şu koca ömrümde ne siyah ne de beyaz olabildim. Benim sözlerim grilere, güzel insan. Ne siyah ne beyaz olamamışlara, iyi ve kötünün arasında sıkışıp kalmışlara, sevgiyle dolu olup etrafa nefret saçanlara, elinde kalan tek şey korku olanlara. Belki bir gün, güzel insan, griye anlatılanlara bir siyah veyahut bir beyaz da kulak verir ve dünya, öncesinde ise Ankara, yeniden uzanır ışığa, yükseklere, iyiliğe.

 

(Visited 14 times, 1 visits today)