Bu sabah, hiç olmadığım kadar heyecanlıyım çünkü köye su kuyusu açılacaktı. Aynı zamanda iş insanlarının bağışları sayesinde yemek verilecekti. Bu da demekti ki bir aylık yemek stoğumuz olacaktı. Bu yüzden annem ve ben, güneş daha doğmadan boyumdan uzun bir bidon ve tabldotlarla yola koyulduk.
Oraya vardığımızda henüz kimseler yoktu. Biz de su kuyusundan sularımızı aldık. Ne yalan söyleyeyim, hayatım boyunca hiç bu kadar temiz bir su görmemiştim. Kısa bir süre sonra kocaman kamyonetlerle beyaz insanlar geldi ve yavaş yavaş malzemeleri indirdiler. Bu sırada halk da gelmeye başladı. Şanslıydık çünkü sıranın en önündeydik ve hızlıca yemeğimizi alıp gidiyorduk ki bir anda izdiham çıktı. Annem, etkilenmemem için beni hemen eve götürdü.
Eve gelmiştik ama benim aklım hâlâ oradaydı. İnsanlar neden bağırıyordu? Bu soru aklımı çok karıştırdı, bu yüzden anneme sormaya karar verdim. Annem yiyecekleri depoya yerleştirmekle meşguldü. Anneme dedim ki: “Anne, neden oradaki insanlar bağırıyorlardı?” Annem şöyle cevap verdi: “İnsanlar istediklerini alamayınca böyle davranırlar. Sonuçta hayatlarında belki sadece günde bir öğün yemek yiyorlar, bu yüzden de bu fırsatı kaçırmak istemiyorlar ama yine de yaptıkları doğru değil.”
Annemin dediği üzerine fazla düşünemedim çünkü babam işten geldi ve akşam yemeğine oturduk. Akşam yemeğinden sonra direkt uyumaya koyuldum, çünkü bugün çok yorulmuştum.
